Sunday, April 6, 2014

Erdoğan Ergün sergisi

Uğurcan Akyüz
Kıbrıs Postası, YAKINDAN SANAT köşe yazısı no:21
06 Nisan 2014, Pazar, Lefkoşa

Kitabi bilgiler ışığında pek çok kaynak ve tartışmadan ulaşılabileceği üzere; bir plastik sanat eserini tasarlama, mesaj yükleme, biçimlendirip üretme süreci yanı sıra, o sanat eserini sergileme ve sonuçta bir ekonomik değere dönüştürme aşamalarında “neler oluyor” sorusuna, soru sayısı kadar farklı cevap bulunabilir.  Sanat eseri üretiminin sosyolojik, psikolojik ve diğer etkenleri üzerine de tartışmalar yoğunlaştırılabilir ki, kimi şaheserlerin analizi ile sanatçısının ruhuna ulaşmaya çalışan meraklıların yarattığı toz duman arasından “gerçeğe” ulaşmak oldukça zor ve karmaşıktır.  Bu karmaşanın nedenleri arasında “beğeni” üzerine kurulu alan çeşitliliği ile birlikte “neler oluyor” sorusunu cevaplayanın “zenginliği” önemli yer tutacaktır.  Alan çeşitliliği biraz daha açıldığında ortaya kuşkusuz; bireysel çözüm önerileri ve ayrıştırıcı sunumlar çıkacaktır.  Bu durumda sanatın en temel ayrıştırıcı sorunlarından birinin “özgünlük” olduğu sonucu ile yüzyüze gelmek kaçınılmazdır.  Özgünlük ki; parmak izi gibi bazen teknolojiden, bazen işlenen konudan, ama ille de kullananın elinden ve benzerlerinden ayrılarak ortaya çıkar.  İşte başından sonuna kadar tanığı olduğum bir üretim sürecinin “ben” dışında başka bir örnek üzerinden işleyeceğim özgünlük, bugünkü yazımın konusunu oluşturmaktadır.  Konu: Lefkoşa Saçaklı Ev’de izlenecek “Erdoğan Ergün Sergisi”.

Halen; Yakın Doğu Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesinde öğretim üyesi olarak görev yapmakta olan Erdoğan Ergün ile tanışıklığımız, nerede ise yirmi yıldır akademinin farklı düzey ve ortamlarında süre gelmektedir.  Bu nedenle oluşan hukuk ve içinde bulunduğumuz akademik koşullar gereği “gelecek” yolunda bir sergi açmasına yönelik “ısrar” hakkımı, diğer arkadaşlarıma olduğu gibi ona karşı da “özgün” bir şekilde kullandığım, itirafım olsun!  Dolayısı ile ve öncelikle “işlerin” ortaya çıkma sürecine tanıklık etmekten de, bir akademisyen olarak çok keyif aldığımı belirtmek isterim.  Boya kokularına karışan tartışmalar, ön yargısız “ekip” önerileri; kâğıttan kesilmiş şablonlar ve kahve…

Klasik bir yaklaşım olacak ancak; ona inanılmaktadır ki, ilk sergi, ilk beste, ilk şiir, ilk roman sanatçısını yansıtır derler.  Erdoğan Ergün’ün kullandığı “resimleme tekniği” ve çalışmalarının içeriği işte bu yargıyı destekler niteliktedir.  Alt yapısında serbest ve akademik çalışmalarının yanı sıra ayrıca başarılı bir doktora tezi de yatan, stencil çalışmalarında ulaştığı zirve, onun teknik ve estetik anlamda başarısının taçlanmış bir bütünü olarak bu sergisi ile karşımıza çıkmaktadır.  Erdoğan Ergün’ün değil de serginin başka bir özelliği de KKTC’de açılan ilk stencil sergisi olacak olması.  Akademisyenlerin toplumla ilgili pek çok konuda olduğu gibi sanat alanında da “öncülük” edici özelliklerini perçinlemesi açısından da önem taşımaktadır bu sergi.

Elbette bir sergi açma, çalışmaların sahibinin kendini her yönüyle kamuoyuna açması demektir. Bu anlamda öncelikle kendine saygı ve özen çok önemlidir, bir de amaç elbette. Erdoğan Ergün’ün sadece kendi dünyasında sorun olarak gördüğü konu ve durumları yine kendi estetik kaygılarıyla sonuçlandırması büyük bir özgüven ve teknik becerinin “resme dönüşmesi” demektir aslında.

Aynı çatı altında çalışmaktan keyif aldığım diğer arkadaşlarım gibi, Erdoğan Ergün’ün daha nice sergilerine tanıklık etmek dileğimle.

Sanata yakın kalın.

stencil çalışma: Erdoğan Ergün

stencil çalışma: Erdoğan Ergün