Sunday, August 9, 2015

Vandallık, sanat, taraf

Kıbrıs Postası, YAKINDAN SANAT köşe yazısı no:92



Vandallık veya akım olarak Vandalizm, bilerek ve isteyerek, kişiye ya da kamuya ait bir mala, araca ya da ürüne zarar verme eylemi olarak tanımlanıyor.  Bu tanım çerçevesinde; bu hafta nasıl oluştuğunu sorgulamadığım bir birikimle Vandallık üzerine yazmak istiyorum.

Zaman, hani denir ya pek çok şeyin ilacıdır diye, işte o zamanı kontrol edemeyen insan, kendini yakar aslında. Ateşine yanar... Tepesindeki hırsı, aklındaki pası onu yönetir olduğunda, zafer kazanmış kumandan pozuyla kendini teşhir eder, eder de sonrasında içine sürüklendiği “cehalet” nedeniyle kaybeder..  İlle de yüzünü saklar teşhir edildiği fotoğraflarda... Yine de bir düşünüp yazmak lazım “ailesi çok üzgündü” demeden dışarıdan öyle... Eğer ki; sınırlarından dönmeseydiler o alanların, kaç kişi daha yitmişti karanlıklarında zamanın. Kaldı ki, ve aslında herkes biraz da “taraf” oluşuna tepki gösterir.

Şimdi, tersten başlayarak bu paragrafı açalım biraz: Harhangi bir vandallık olayında birileri hemen asalım, keselim diye tepkiler göstererek bir anlamada “niyet neydi ne oldu akibet” değerleriyle çatışma yaşar. Bunu yaparken; geride bıraktığı, kişisel tarihinin kuytu köşelerinde saklanan saldırgan değerlerine karşı masumiyet maskesi takınarak savunur kendini... Genellikle de mağdur veya mağdurenin yanında yer alarak yapar bu işi.  Güya onun adına, onun için, özellikle de sanat için... Değerlerini ince dokunuşlarla Vandal karşıtı gösterirken bizzat kendi Vandallaşır.. (Vandalizme en çok maruz kalan alan olarak sanata birazdan geleceğim!)  Ha bir de vandalın dilekçe vermeden doğduğu toprakların kendi bölgesine yakın olduğu fark edildiğinde bir adım geri çekilinir. “Ailesi çok üzgündü!” Artık detaylı bilgi verilmez, susulur.  Vandalın, o tepenin arkasından olduğu düşünüldüğünde, köyündeki sokak adı bile deşifre edilirken, bu sefer topa girmek için hazırda bekleyenler de geri durur, ayrıntılı bilgi verilmez, baltalar gömülür.  Hatta tarafsızlığa çekilip üzülenler olur!

Değilse atış serbest, koro halinde aynı yerli şarkının nakaratı dağlarda, tepelerde, sosyal medyada öylece yankılanır, kahramanları ve senaryosu değişir ama, günlerce sürer bu trajikomik oyun.

Bu haftanın trajikomik oyunundaki kahraman, vandal diye tanımlanan bir veya daha fazla kişidir.  Bu vandal-lar-ın yaptığı da şöyle açıklanıyor: “Vandalizm; kırma, parçalama, yok etme, kesme, yakıcı madde atma, boya atma yoluyla sonucunu bilerek, başkasının ya da kamunun sahiplendiği, önemsediği ve değerli bulduğu bir maddeye (örneğin, okul araç-gerecine, müzede sergilenen tarihsel bir yapıta, resim galerisindeki bir tabloya) zarar verilmesidir.”

Peki, bunu kimse onaylar mı? Düz bir mantıkla; yapan dahi yaptığından dolayı yüzünü saklıyor ise medyada, sanmam!

Öyle ise kimdir bu Vandal, Vandalizm nedir gibi sorular gelir aklınıza, sonra da ekrana doluşur cümleler…

Soruların cevabı için; araştırmamıza dönelim yeniden. “Vandal teriminin çıkış noktası, Fransız Devrimi sürecinde Henri Grégoire isimli Cumhuriyet karşıtı bir papazın ordunun bazı davranışlarını eleştirmek için kullanmasına dayanır.  Şöyle ki; bu papaz, ordunun davranışlarını 455 yılında Roma'yı yağmalayan Cermen soyundan gelen Slav kökenli Vandallara benzetmiştir.”

Bugünden geriye, tarihe doğru baktığımızda, vandallık konusunda gösterilebilecek pek çok örnek ile karşılaşıyoruz.  Bu yazı için araştırmalar yaptığımda; vandalizmin çok da bölgesel olmadığını, evrensel bir sorun olduğunu ve doğrudan “cehaletten” kaynaklandığını gördüm.

Mesela, bugün aynı denizi paylaşıyor olmakla birlikte Roma ile kendini aynı frekansta hissedenlere hatırlatmak isterim: Roma İmparatorluğu'nda, damnatio memoriae, yani hatıraların lanetlenmesi denilen bir uygulama vardır.  Buna göre sevilmeyen birisi öldüğünde ona ait heykeller kırılır ya da kafaları koparılır, isimleri tüm kayıtlardan çıkarılır ve adları anılmaz.  Örneğin, Roma’yı yakmasıyla bilinirliği bugüne kadar koşturarak gelmiş Neron, tek başına imparator olduğunda, kendinden önce gelen imparatora ait tüm heykelleri yıktırmıştır.

Roma’nın kaderi Hıristiyanlığın kabulünden sonra da devam etmiş görünüyor.  Çünkü, çoğu heykel Hıristiyanlığın kabulünden sonra ya tahrip edilmiş ya da alınlarına haç kazınmış!  Ama buna Vandallık denildiğini pek okuyamayız kitaplarda, yazmazlar çünkü, fotoğraf da koymazlar! Biz de, onların yazdığı tarihi kabul ettiğimize göre… Karşı taraf olarak kurcalarsak Vandalizm olur!

Eski Mısır'da da rahipler gücü ellerine geçirdiklerinde benzer Vandal uygulamalarla, kendilerinin gücünü kısıtlayan firavunun mezarını tahrip ettirmişlerdir.  Ayrıca yönetim gücünü ele geçirenlerin, tarihten çıkarmak istedikleri kişilerin yüzlerini duvar resimlerinden kazıyarak silmeleri de sık görülen bir vandallıktır.

Yüzlerce güncel örneği verilebilir bunun, gün geçmiyor ki muktedirlerin elinde milletin değerleri tahrip edilmesin.  Toplumun onayını almadan, ya da zaten var olan toplum onayını hiçe sayarak, kendisine ters gelen değerleri “milletin iradesine ters” diyerek değiştirmeye kalkışmak da vandalizmdir..  Bence bu vandalizmin adı, siyasi vandalizmdir.  Bu vandalizmin cahillerden oluşmuş korosu daha geniştir.  Zaman zaman aynı korodan farklı seslerin çıktığı da olur ama, rüzgar “çıkardan” yana estiği sürece sorun yoktur.

Şu küçük ülkede ise, sosyal katmanlar arasında farklılıkların derinleşmesi, demografik yapı ve çıkaroloji üzerinden yürütülen vandalizmin artarak devam etmesidir ürkütücü olan.  En kolay iş “karşıya” saldırmaktır! Tarihin sayfalarında tozla kaplanmış yaraları kaşıyan lokal Vandalların, geri dönüşleri mümkün görünmüyor geldikleri köye…

Biz gene de fincancı katırlarını ürkütmemek için başkalarından, başka düşüncelerin taşıyıcılarından örnekler verelim: Günümüze kadar devam edegelen resmi vandalizme örnek olarak Naziler tarafından yıkılan Yahudi sembolleri, Sovyetlerin çöküşünden sonra o dönemin heykellerine yapılan saldırılar.  Saddam’ın devrilen heykeli… Taliban tarafından yok edilen tarihi dev Buda heykelleri, en son dünyaya servis edilen Suriye’deki heykellerin parçalanması görüntüleri vandalizme lanet okumaya yeter de artar bile.  “Cehalet nedense en çok heykelden nefret eder, ilk heykelden alır öcünü.  Oysa en zor sanat dallarından biridir heykel.”

Bu “işi” bireysel saldırılarla yaparken yakalananların “meczup” diye salıverilmeleri de aslında teşvik veya vandalizmin dolaylı hamiliğini yapmakla suça eşdeğerdir ki, bu da tartışılabilir başka bir konudur.

Yukarıda da bahsettiğim gibi sanat, Vandalizm ile en çok karşılaşılan alanlardan biri olduğu için, vandalizme örnekler verilirken önce o akla gelir… Basit bir çıkarsama ile; sanat yapamayanlar, yeteneksiz ve beceriksizler, bu sıradan olmanın dayanılmaz ezikliğini yaşayanlar, hırs, kin ve nefret duygusuyla hareket edenler; farklı olandan, üstün olandan intikam mı almak istiyorlar acaba?  Bu vandalist mağduru yorum; elbette psikologlar, sosyologlar ve hatta teologlara malzeme olabilir. Olmuştur belki de. Bu alanların insanlarının daha kolayca anlayabileceği bir ilke olarak tarafsızlık sorgulanabilen bir değerdir görüşünün kabulü ile,  onların her durum için tarafsız olmalarının beklendiğini de eklemek gerek yazıya.  Çünkü; vandalizm olarak nitelenmese de inandığımız değerler bizleri daha olumlu ya da olumsuz yönde körleştirebilirler. Bunun, görünür bir zararı olmasa da dolaylı olarak iyi olmayacağı açıktır.  Ancak, sürekliliğin toplamında, bu Vandalizm denilen reddetme-silme eylemi insanın tarihiyle beraber hareket eden ve onunla yaşayan, cesaretini cehaletten alan “saldırgan tarafının” bir duygu boşalması mıdır?

Sanat eleştirmeni ve küratör Beral Madra, İlhan Koman’ın Akdeniz heykelinin uğradığı vandalist saldırı sonrası yaptığı açıklamada “heykelin İslam dininde “put” ulus devlet ideolojisi bağlamında lider ve kahramanlık simgesi olarak yer aldığını belirtmiş.  Madra “bugün din ve modernizm arasında büyük kriz yaşadığımıza göre, bu kırma olayına şaşırmak anlamsızdır” demiş

Son söz: Vandalizm, din ve modernizm arasında sıkışan bireyin lanetli sorunudur.

Eğitim alın, sanata yakın kalın…