Sunday, March 1, 2015

Cinsiyet, Sanat, Eşitlik

Kıbrıs Postası, YAKINDAN SANAT köşe yazısı no:69



Hatırlayınız; Tanrı, Adem ile Havva’yı cinsel farklılıkları ile birlikte yaratmıştı. Biri erkekti, diğeri dişi. Elmayı Havva Adem’e yedirmeden önce de farklıydılar da, gerçek değillerdi.

Elmadan alınan o ısırık, gözlerini açmış, her ikisi de karşısındakinin çıplaklığını görmüştü. Yine o ısırık sayesinde çıplaklıktan utanma veya pişmanlık duygularına sahip oldukları da ortaya çıkmıştı. Elmayı yeme dürtüsü, nedeni veya oluşan ihtiyaç konusunda pek bir yorum yapmadan “yılan” dolaylı olarak o gün, bugündür suçlanır…

Bir melek elçiliğinde Tanrı onları cennetinden kovmadan önceki duruma bir bakalım: Cennetin bilindik tasviri içinde meleklerle eşdeğer yaratılmış ve yaşamakta olan bir çift var ortada söz konusu olan. Cennet tasvirini algılayabildiklerine göre, gerekli beş duyu organına da sahip olarak donatılmış olmaları gerek. Yoksa cenneti nasıl yaşayacaklar. Ancak burada bir sorun gözüküyor: Birinin yakışıklılığı, diğerinin güzelliği karşı tarafın gözlerini kör etmiş olsa gerek ki, her şeyi gören gözler karşı tarafın sadece cinselliğini göremiyor. Aslında birbirine baktıklarında gördükleri anatomik ya da fiziki farklılık nasıl bir algı eleğinden geçer bilemiyoruz.   Çünkü, çıplaklık dışarıda tutularak, birbirini nasıl gördüklerinin tasviri; çelişkili bir durum yaratır bizim için. Algıda körlük; Tanrı tarafından farklı iki cinsel özellikle yaratılmış iki farklı bedenin birbirini görmemesine neden olarak açıklanamaz diye düşünüyorum.

Kaynaklar; Tanrının Adem ile Havva’yı neden anatomik olarak farklı yarattığını ve bunu kendilerinden neden gizlediğini, insan soyu için neden bu kadar gizemli davrandığını kurcalamaz. Başka bir sorunun bunu takip etmesi kaçınılmaz oluyor elbet: acaba henüz farkına varmadığımız başka ne özelliklerimiz var?

Ama o elma var ya o elma!

Tek bir ısırık; bütün yaşamı değiştiriyor, o ısırık olmasaydı eğer şimdi ne güzel cennette olacaktık hep beraber…

Elbette hayır, cinselliğin ayırdında olmayan Adem ile Havva üremeyeceklerdi de ondan hayır.

Hatırlayınız elmayı yiyince gözleri açıldı her ikisinin de… Nedense elmayı yedikten sonra ilk akla gelen, farkına vardıkları duygu cinsellik… Belki de tek eksik kalmış duyguları oydu… Her ne ise…

İkisi arasında kıyaslama yapınca, olan bitenden Adem daha çok pişmanlık duymuş gibi lanse edilir.
Suç önce şeytana atılır, ama sonra da elmayı Adem’e ikram eden Havva’da bırakılır.

Elmadan ilk ısırığın alındığı andan, cennetten kovuldukları ana kadar geçen süre herhangi bir bildik ölçü birimi ile tarif edilmez.  Ama bir süre sonra kovulurlar.

Bize anlatıldığı kadarı ile cinselliklerinin farkına varınca kovulurlar. Belki de başka bir fikir yürütülürse eğer kovulma suçuna daha uygun bir gerekçe de bulunabilir: Şöyle ki; elmayı yiyince cinsel olarak gözleri açılan Adem ile Havva’nın bir süre sonra elmayı sindirmeleri gerekecektir. Yani sindirim sistemleri de açılacaktır. Esas sıkıntı buradadır işte; o elmanın ifrazatı nereye gidecek? İçinde yaratılıp yaşadıkları cennete mi, asla.  Belki de Tanrının esas kızdığı gerekçe budur.  Kendi cennetine kendi yarattıkları s……lar.  Evet, işte bu olamaz. Cennette olamaz.

Tanrı o çok sevdiği yaratıklarını bu nedenle dünyaya sürgüne gönderir… Hatta ifrazatlarını bırakabilecekleri yer de gösterir. Gidin dünyaya s...n diye. İşte o gün bugündür. İnsanoğlu dünyaya s…r.

Buradan başka bir çıkarımla da denebilir ki; suçlanan yanlış tahliye organıdır!

Ama ille de ısrar eder kaynaklar, cinsellik suç olacak ya: bir açıklamaya göre ilk günahtan sonra, ilk cinayetin suçu da ona yüklenir:  Kabil, Habil’i eşi için öldürür.  Bence bu öldürmeden sonraki jenerasyon oluşumu, süreç ve açıklamaları bugün için ve aklen oldukça karmaşık gelmekle beraber, tartışılmaya veya yüzleşmeye çok açık bir durumdur denilebilir.

Buraya bir nokta koyduktan sonra sanat bunun neresinde diye başlamak lazım ilintilendirmeye.  Çünkü sanatla ilintilendirmezsek hayatın nerede ise her alanında; yaşadığımız coğrafyada, ülkede, kentte, caddede, sokakta, üniversitede, evde şiddet aldı başını gidiyor.  Özellikle Havva’lara yönelik şiddet. Bir kız öğrenci okuldan evine giderken vahşice öldürüldü.  Bir kızımız bir bağ evinde sessizce yakılıp bırakılmış. Erkek arkadaşı tarafından arabadan atılan ve atıldıktan sonra aynı araba ile üzerinden geçilerek ezilen, öldürülen başka bir kızımız. Kocası tarafından evde hapsedilerek darp edilen başka bir kadın.  Altmış saniyede kırkdört şiddet olayı…

Türkiye Büyük Millet Meclisinin tansiyon durumu…

Ege Üniversitesinde çıkan olaylarda bir öğrencinin öldürülmesi, Fırat Çakıroğlu’nun öldürülmesi… Hele de burası bireysel suç olmanın ötesinde bir tehlikeyi barındırmaktadır. Bilim ve sanatın tartışılması gerekli üniversitelerde, kaynağı dışarıda güçler tarafından oluşturulmuş kamplaşmanın bedelini yeterince ödedi bu insanlar, bu ülkeler. Ve ödemekteler.  Bugün yaşadığımız birçok sorunun örneği geçmişte yaşandı. Bu oyunlar daha önce oynandı.  Birileri yine oynuyor oyunlarını.  Oluşan kaotik ortamın, politik ve ideolojik dayatmaların nerden geldiği ve kimin işine yaradığı açık ve net olarak görülürken bol bol nutuk atılıyor.

Darbeleri hatırlayınız.

Bir zamanların Osmanlısının başarıyla çekilmeden önceki topraklarında yaşanan toz dumandan etkilenmemek mümkün olmayacaktı elbette. Bilim, sanat, akıl, mantık ve felsefeyi eğitim programlarından çıkarıp, yerine dışarıdan demokrasi satın alan ülkelerin içinde bulundukları vahim durum; bugün değil belki ama, yarın o demokrasiyi ihraç eden ülkelerde ders konusu olarak işlenecektir mutlaka.  Yeni oyunların havasını çalıp cennetimizin içine s……n  onlar, biz kamplaşmaya kutuplaşmaya devam edeceğiz bu coğrafyada.

Bu kahrolası durumda Havva ile Adem’in suçu var mı derseniz yok diyemem. Çünkü, üç semavi din de yaklaşık bu coğrafyada doğdu! Hatırlayınız, ya da unutmayalım, önce insan!

İnsan yoksa hiç bir şeyin anlamı da yoktur.  Elmanın da önemi yoktur.  Eşitlik zaten rafa kaldırılmış durumda…

Sonucu şöyle bir beylik lafla bağlayalım bu hafta: “Sanat, evrimsel tarihimizin bir zamanında bütünlüğümüzü sağlamaya yardımcı olduğu ve çetin şartlara uyum sağlamamızı kolaylaştırdığı için bir gerekliliktir.”

Belki Adem ile Havva’yı değil ama, dünyayı kurtaracak araçlardan biri, sanattır.

Eğitim alın, sanata yakın kalın…