Sunday, July 19, 2015

Taşımak, öğreti, sorular

Kıbrıs Postası, YAKINDAN SANAT köşe yazısı no:89



Aşağıdaki öğretiyi, yaklaşık onbeş yıl önce ilk defa okuduğumda epeyce sarsıldığımı hatırlıyorum. Sonrasında birkaç kere daha sosyal medyada ve farklı formatlarda karşıma çıkmıştı. En son bir arkadaşıma aktarmıştım aklımda kalanını.

Şimdi, daha doğrusu bu hafta, artık sizlerle paylaşmam gerektiğine inanıyorum. Rahatladım çünkü; Yakın Doğu Üniversitesinde tamamlanan mezuniyet törenleri için yazdıklarımdan sonra artık yaz dönemi “ders” zamanı geldi…

Geçen hafta “yoruldum” sözcüğünü istemeyerek de olsa kullanmıştım. O sözcüğü bu aralar değil de yıllar sonra kullanmamın daha doğal olabileceği varsayımı ile, durumumu yeniden gözden geçirirken karşılaştığım “hiç bir iyilik cezasız kalmaz” anlamına yakın bir davranış nedeniyle,  aşağıdaki öğreti yeniden hatırlattı kendini belleğimden…

Oysa; “her kuş kendi sürüsü ile uçar” sözünü tartışmayı planlıyordum bu hafta.  Ancak, o sürüsü ile “uçan” kuşa da bir gönderme yapmam gerekti… Siz de izliyorsunuzdur ki, son zamanlarda göndermelerimin öyle okkalı olmamasına özellikle dikkat ediyorum bilerek! Ama ağdalı olması, işin doğasında var! Bu lüksü kullanmaktan da geri kalmadım şimdiye kadar.

Harcadığım emek ve zamanımın; yıllardır mağdur edebiyatı yapanların beklentilerine “ipotekli” olmadığını, artık anlayamayanlara, zamanı geldiği için aleni olarak, şeker tadında bayram kartı gibi gönderiyorum bu öğretiyi!  Çünkü ve inanıyorum ki; aşağıdaki öğretiden “hepimizin” alacağı bir ders, mutlaka vardır!

Profesör, elinde, içi dolu bir bardak tutarak dersine başlar.
“Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?” diye sorar sınıfa.
Öğrenciler, 100.gr... 150.gr… 200.gr… gibi cevaplar verirler.

“Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem” der profesör ve devam eder:
Sizden yanıtını beklediğim soru şu:
- Bu bardağı böyle birkaç dakikalığına elimde tutsaydım ne olurdu?
- Hiçbir şey!

- Tamam, peki bir saat boyunca elimde tutsaydım ne olurdu?
- Kolunuz ağrımaya başlardı!

- Haklısınız; peki ya gün gün boyunca elimde tutsam ne olurdu?
- Kolunuz iyice ağrır, kaslarınıza kramp girerdi, belki de çözüm bulmak için hastaneye gitmek zorunda bile kalırdınız!

Sorularına, sınıftan beklediği cevapları alan profesör, hedefine ulaşmak için bir soru daha sorar:

- Peki tüm bu sorunlar olup biterken bardağın ağırlığında bir değişme ortaya çıkar mı?

Öğrenciler hep bir ağızdan cevaplarlar:
- Hayır!
- Peki o takdirde, zaman içinde kolun ağrımasına ve hatta kaslarda kramp oluşmasına yol açan olay nedir?

Sınıf sessizlik içinde iken Profesör hedefine ulaşmış olmanın rahatlığı ile son sorusunu sorar:
- Bu durumdan; acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir?

Sınıf cevap verir:
- Bardağı bırakırsanız, rahatlarsınız!

Profesör beklediği cevabı almıştır.

Öğrencilerini kutlar ve bütün bu soruları sormasına sebep olan açıklamayı yapar:

“Hayatın problemleri de böyle bir şeydir. Onları kafanızda birkaç dakika tutarsanız, bir sorun yaratmaz. Uzun bir süre düşünürseniz, başınız ağrımaya başlar. Ama hiç aklınızdan çıkarmazsanız, artık başka bir şey düşünemez hale gelirsiniz; bu da sizi bitirir. Elbette hayatınızdaki sorunları düşüneceksiniz; halletmeye çalışacaksınız. Ama en önemlisi, onları, her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmalısınız. Bu şekilde strese girmez ve sabah taze bir beyinle uyanırsınız. Yeni bir güne, yeni sorunlarla mücadele azmini kazanarak başlamış olursunuz. Bu yüzden sizlere verebileceğim en önemli tavsiye şudur:

“Bardağı taşımayınız, bırakınız!”

“Sanatla bir ilgisi var mı” bu öğretinin diye bir soruyu her yazımda önce kendime, sonra da yazdıklarıma sormayı alışkanlık haline getirdiğim için; cevabın da hemen el üstünden servis edilmesi zorunluluğu oluşmuştur.

Öğretinin cevabı niteliğindeki açıklama dedim ya, başlangıçta “hepimizin” alacağı bir ders içermektedir aslında.  Çünkü, herkesin, bu öğretiyi kendi profesyonel alanına uyarlayabileceğini ümit ediyorum.  Sanat işte tam da orada devreye giriyor…  İsteyen bardağın şekli ile de uğraşabilir! Hatta bardağın üretildiği malzemesi, hacmi, rengi bile çok rahat birkaç saatlik tartışma konusu bile yapılabilir!

Başka bir soru da bardakla taşınan, ona ağırlık veren, içindeki kütlenin ne olduğuyla ilgili olabilir…

Dolayısı ile bardağın içinde ne olduğu sorusu da oldukça önemlidir.

Mutlaka; bardağının içinde ne olduğunu herkes “kendisi” bilir…

Buradan devam ile; herkes kendi bardağını tuttuğuna göre, en fazla bardağına sığacak kadar ağırlık taşıyabilir…  Bunu da dışarıdan kestirmek “bilen için” mümkün olabilir…

Ancak; iki hafta önceki yazımda “mağduriyet kültürü ile iktidara ulaşma biçimi arasında bir bağlantının olduğu açıktır” demiştim...  En kolay yol olarak; birileri taşıdıkları bardaklarının mağduriyetinden, çözüm üretmek yerine “diğerlerini” sorumlu tutabilir mesela… Çünkü; zaman içinde herkes için kendi bardağı, “en” ağır olma çizgisine gelecektir.

Şeker tadında bayram dileğimle…

Bardağı bırakın, eğitim alın, sanata yakın kalın…