Showing posts with label Bangladesh. Show all posts
Showing posts with label Bangladesh. Show all posts

Sunday, March 29, 2015

Future: YDÜ, kutlama

Kıbrıs Postası, YAKINDAN SANAT köşe yazısı no:73



Değerli okurlar, geçtiğimiz haftalardaki “araştırma” yazıların ardından bugün; koşullar ve ortam gereği iki “haber” yazısını sizlerle paylaşacağım. Bunlardan birincisi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde tanık olduğum en üst düzey akademik organizasyonlardan biri olan “University of the Future: University Cities and Health Tourism” başlıklı uluslararası konferanstı. Hamiliğini bizzat Yakın Doğu  Üniversitesi Kurucu Rektörü Dr. Suat İ. Günsel’in yaptığı bu konferansın başarıyla tamamlanmış olmasından hep beraber gurur duyduğumuzu belirtmek isterim. Elbette bu başarının arkasında isimli kahramanlar vardır ancak, emek veren tüm “ekibi kutlamak”, daha kuruma yönelik bir tavır olacaktır diye düşünüyorum!

Söz konusu konferans; European Business Assembly (EBA), Oxford Academic Union (OAU) ve Club of Rectors’ün katılımlarıyla Yakın Doğu Üniversitesi’nin ev sahipliğinde; çeşitli kurum temsilcileri ve akademisyenlerin katılımıyla gerçekleştirildi. Konferansa ilişkin yazıya http://duyuru.neu.edu.tr adresindeki bilgilerle devam edersek:

Açılış konuşmalarını KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu; YDÜ Kurucu Rektörü Dr. Suat İ. Günsel ve EBA Başkanı Prof.Dr. John Netting’in yaptığı konferansta ayrıca; YDÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Doç.Dr. İrfan S. Günsel ve Oxford Academic Union temsilcisi Prof. Nathan Pike da birer konuşma gerçekleştirdiler.

KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu konuşmasına, “Bugün başlıca nedeni, benim ve hükümetimin 1988 yılında kurma kararı aldığımız, ilk yasasını geçirdiğimiz yüksek öğrenimin geldiği ileri noktanın ne kadar gurur verici olduğunu görmektir” sözleri ile başladı. Cumhurbaşkanı Eroğlu ayrıca “Yakın Doğu Üniversitesi bugün geldiği aşama itibarıyla ülkemizin en güzide yüksek öğrenim kurumlarından bir tanesi durumundadır. Bütün alanlarda olduğu gibi özellikle tıp alanında atmış olduğu cesur adımlar ve yatırımlar, bu kurumu diğer kurumlardan daha farklı bir noktaya taşımaktadır. Ben tıp doktorluğu eğitiminin ne anlama geldiğini çok iyi bilen birisiyim. Tıp fakültesinin kurulmasına müteakip, coğrafyamızın nimetlerinden yararlanarak bu fakültede hizmet alabilecek yabancı hasta alımını da sağlamak büyük bir adım olacaktır. Temennim bunun en erken zamanda gerçekleşmesi ve dünyanın her yerinden gelecek olan hastaların Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde şifa bulmalarıdır” dedikten sonra sürdürdüğü konuşmasında; konferans süresince yürütülecek panellerin ve ortaya çıkacak sonuçlarının takipçisi olacağını da belirtti.

Kurucu Rektör Dr. Suat İ. Günsel konuşmasında, 350.000 nüfusa sahip ülkemizin yaklaşık 5.000 kadarının Yakın Doğu Üniversitesi’nde istihdam edildiğini ifade ederek, “çocukluğumda kurduğum hayallerden yola çıkarak bugün 108 farklı ülkeden gelen 25.000 öğrenciye çok kültürlü bir eğitim-öğretim olanağı sunmuş olmanın gurunu yaşıyoruz” dedi. Dr. Suat İ. Günsel ayrıca, Yakın Doğu kurumları ile KKTC halkının kucaklaştığı bir yaşam alanı inşa etmenin düşüncesi ile çıkılan bu yolda, Büyük Kütüphane, Olimpik Yüzme Havuzu, Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi gibi birçok olanakla topluma fayda sağladıklarını belitti. Dr. Günsel konuşması sırasında ayrıca; “ben 7 yaşındayken denizi görme şansı bulmuştum, denize sırtını dönen bir toplumda büyüdüm, denizle ilgilenmiyorduk. Oldukça çelişkili olabilir ama olimpik havuz, bu üniversite kampusünde inşa edilen ilk yapı olmuştur” sözlerinin ardından; Yakın Doğu Üniversitesinin tüm birimleri ile uluslararası alanda KKTC’yi temsil etmesinin mutluluğunu yaşadıklarını ifade etti.

Prof. Netting ise konuşmasında, geçtiğimiz yıl Yakın Doğu Üniversitesine yaptığı ziyarette; Üniversitenin sunduğu eğitim olanaklarından ve kampüs yaşamından oldukça etkilendiğini belirterek, “University of the Future” konferansını Yakın Doğu Üniversitesinde gerçekleştirme kararı aldıklarını ifade etti.

YDÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Doç.Dr. İrfan S. Günsel ise konuşmasına, “bugün burada sizlerle birlikte olmaktan ve bize ve toplumumuza inanan ve engel tanımadan hayallerini gerçekleştirmek için çalışan Dr. Suat İ. Günsel’in oğlu olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum” sözleri ile başladı. Doç.Dr. İrfan Günsel, “25 yıllık geçmişi ile Yakın Doğu Üniversitesi olarak, özellikle toplumsal kalkınma, araştırma-geliştirme, teknoloji ve innovasyon gibi alanlarda öncü yaklaşımız ile adada kıtalı gibi yaşamanın ötesine geçerek, küresel ölçekte kıtalara adalı kimliği taşımanın haklı gurunu yaşıyoruz” dedi. Yakın Doğu Üniversitesinin tüm eğitim kurumları ile; en son teknoloji, donatılmış altyapısı, bölgesel ve uluslararası sosyal-kültürel faaliyetleri ve kampüs yaşam alanları ile; değişen ve dönüşen dünyamızda öğrencilere birçok alanda imkan sağlamının yanı sıra, Kıbrıs Türk halkının dünya ile bütünleşmesinde taşıdığı öncü rolü ve önemli misyonunun altını çizdi. Doç.Dr. Günsel, “gerçek bir Üniversite gökkuşağına benzer. Gökkuşağı rengarenktir, tektir, farklıdır ve bu nedenle değerlidir. Gökkuşağımıza hoşgeldiniz” ifadeleri ile konuşmasını noktaladı.

Açılışın ardından, EBA’ye katılan yeni üyelere katılım belgeleri takdim edildi.  Ardından EBA (the Scientist of the Year) Ödülleri de sahiplerini buldu. Yılın bilim insanı ödülüne değer bulunan Yakın Doğu Üniversitesinden Prof.Dr. Doğan İbrahim Akay; Dhofar Üniversitesinden Prof.Dr. Ahmmed Saadi; National Technical Üniversitesinden Prof.Dr. Lev Ruskin ve Kostanai Branch; Chelyabinsk Üniversitesinden Prof.Dr. Alimzhan Bekmagambetov ödüllerini, EBA Başkanı Prof. Netting’den aldılar.

Açılış töreninden sonra; alanlarında sayılı akademisyenlerin konuşmaları ve sunumları gerçekleştirildi.

YDÜ çatısı altında daha nice başarılar göreceğimiz inancı ile ikinci “haber” kısmına geçelim:
“Yakından Sanat” köşemde, Asya Sanat Bienalleri nedeniyle sempati ile sözünü ettiğim Bangladeş'in, kuruluşunun 44. yıldönümü nedeniyle düzenlenen tören için Ankara'ya davet edildim. Bangladeş'in Ankara Büyükelçisi Md. Zulfiqur Rahman'ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen törene; TC.Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ve diplomatik misyon temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda davetli katıldı.

Bakan Faruk Çelik, törende yaptığı konuşmasında; Milli günün Bangladeş halkına kutlu olması temennisinde bulundu. "Dost ve kardeş ülke Bangladeş ile iyi günde, zor günde hep birlikte olduk. Bangladeş halkı, Kurtuluş Savaşımızda, en zor günlerimizde Türkiye Cumhuriyeti'nin yanında oldu. Bunların ne devletlerimiz, ne de iki ülke halkı açısından unutulacak hususlar olmadığını özellikle vurgulamak istiyorum. Dostluğumuzun edebi olmasını diliyorum" dedi.

Büyükelçi Rahman ise konuşmasında, “hala genç bir ülke olan Bangladeş'in açlık ve yoksulluğu ortadan kaldırma hedefine ulaşmak için sabırlı bir şekilde yürüdüğünü” ifade ederek, insanlarına daha iyi bir yaşam sağlamak için hala gidilecek uzun bir yolları olduğunu vurguladı.  Bangladeş'in kalkınma yolundaki yürüyüşünde Türkiye'nin mükemmel bir ortak olduğunu ve kendisinin Türkiye'deki görevinin yakında sona ereceğini ifade eden Rahman, "Türkiye'de geçirdiğimiz bu çok keyifli ve verimli sürede gösterdiğiniz içtenlik ve işbirliğiniz için teşekkür ediyorum" dedi.

Sayın Büyükelçi ile görüşmemizde; KKTC’ye ve Yakın Doğu Üniversitesine gelemediği için üzgün olduğunu ancak, gelecekte mutlaka ziyaret edeceğini söyledi.  Sayın Büyükelçiye yeni görev yeri Seoul’de başarılar dilemek düştü bana da.  Kore’nin Ankara eski büyükelçisi ortak dostumuz Sangkyu Lee de Seoul’de bu aralar…

“Önüne çıkana engel dersen, takılıp düşersin; basamak dersen çıkarsın!”

Eğitim alın, sanata yakın kalın…

Sunday, December 14, 2014

Ödüller, jüri ve bienal

Kıbrıs Postası, YAKINDAN SANAT köşe yazısı no:58



“Sanatın küresel olarak sosyo-ekonomik boyutunu tartışırken, Asya Sanat Bienali üzerine yazmaktan biraz uzaklaştım…” demiştim geçen haftaki yazımda...  Yazımda sözünü ettiğim ve tartıştığım “sosyo-ekonomik” durumu kabule pek çok okur-yazar insanın dahi henüz hazır olduğunu sanmıyorum.  Daha ilkokul yıllarında ezberlediğimiz şiirler gibi, bugünkü tek tip yaklaşımdan kurtulmanın; Batılı yöntemlerle şekillenmiş bilinçaltının özgür kalması ile mümkün olacağına inanıyorum.  Çünkü bugünün “Batı”sında kendini bulmuş baskın “sistemler” Doğu’ya dönülmesine, izin vermek istemeyeceklerdir.  İki ay önce bulunduğum Batı ile, iki hafta önce bulunduğum Doğu arasındaki dengelerin yavaş da olsa değişmekte olduğunu gözle görüp, kaynaklardan okumak keyif verici.  Buradan; “ne kadar büyük olursa olsun bütün nehirler sonuçta denize dökülür” sözünün tartışmaya anlam desteği sağlayabileceği düşüncesi ile, yeniden bienale dönelim.

İki yıl önceki bienalde “sanatta melezleşme-kültürlerarası geçiş” olarak belirlenen konu kapsamında yapılan ve sergilemeye seçilen çalışmalardan çıkış bulan; bu yılki “yeni medya-yeni gerçekler” konusu, bienalin sürekliliğinden kazanılan deneyimlerin başarıya etkisini, kurumsal boyutuyla açıkça gösteriyordu.  Özellikle Asya, Orta Doğu ve Pasifik bölgesindeki ülkelerden sanat çalışmalarının son iki yılını özetleyen Asya Sanat Bienali; hem ortaya çıkan işlerden etkileniyor, hem de yeni açılımlara ışık tutup yol gösterme misyonunu da yerine getiriyor yorumu yanlış olmasa gerek.  Sosyo-ekonomik kıyaslamalar yapıldığında başarının boyutu kendini daha da net gösteriyor yorumu da haksız olmasa gerek. Jürinin ortak bir değerlendirmesi olarak organizsayon için şu notu da eklemek isterim: havaalanında karşılanmadan, havaalanında uğurlanmaya kadar geçen sürenin programı çok başarılıydı ve aksamadan uygulandı.

Bienal açılış törenine; Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı Abul Maal Abdul Muhith ve Kültür Bakanı Asaduzzaman Noor ile birlikte üst düzey bürokratlar ve yabancı misyon şefleri de katıldılar.

Türkiye Cumhuriyeti Dhaka Büyükelçisi Sayın Hüseyin Müftüoğlu da açılış törenine geldi, onurlandım.  Sağ olsunlar bienal hakkındaki ilk yazımı elçiliğin facebook sayfasına da koymuşlar.  Genç, başarılı ve sanatla ilgili bir büyükelçi.  Kendisine; Bangladesh’in Ankara Büyükelçisi Sayın Md. Zulfiqur Rahman, Sayın Kemal Doğan ve Yakın Doğu Üniversitesi’ne de bu süre içindeki destekleri nedeni ile bir kere daha teşekkür ederim.

Oraya davet ediliş nedenim olan jüri çalışmalarına gelelim:  Daha önceki iki bienale göre sayı olarak, dijital veya yeni medya çalışmaları epeyce artmıştı.  Özel gösteri odaları ses ve ışık yalıtımı açısından oldukça başarılıydı. Yabancı katılımcıların heykel ve seramik gibi taşınması diğerlerine göre daha zor olan çalışmaları küçük boyutluydu.  Karışık tekniklerle yapılmış epey çalışma vardı.  Bunların sergilenmeleri sanatçıların talimatlarına uygun olarak yerine getirilmişti.  İstediğimizde çalışmaların manifestoları ve kurulum şemaları bizlere sunuldu. Tuval üzerine yağlıboya veya akrilik çalışmalar yine çoğunluktaydı. Özetlemek gerekirse; iki gün boyunca, teknoloji, uygulama tekniği ve kavramsal olarak dünya sanatına doyduk!

Jüri üyeleri sıfatı ile; birlikte, ancak bireysel olarak iki gün boyunca notlar ve görüntüler alarak, tüm galerileri ve işleri teker teker inceleyerek gezdik.  Galerilerin hangi ülkeye ait olduğu belli değildi biz gezerken. Resimlerin de künyeleri yoktu!

Üçüncü gün tüm kişisel değerlendirmelerimizi, bizim için izole edilmiş, özgür ve rahat bir ortamda, ortaya açtık ve görsel destekle de tartıştık.  Çok verimli ve keyifli bir süreci tamamlayıp ödüller üzerinde  “fikir birliği” ile anlaşmaya vardık.  Sonuçta: Bangladesh’ten Gulshan Hossain “Sound of Tears of Burnt Woman” isimli resim, ışık ve ekran enstalasyonuyla; Md Abdul Momen Milton, “Long March for Water” sermik enstalasyonuyla; Katar’dan Hessa Ahmed Kalla ise “Arab Character” adlı tuval üzerine akrilik ve kolaj çalışması ile büyük ödülü aldılar.

Umman’dan; Fakhriya Al-Yahyal “El-Aid Alkabeer” adli video ve hayvan kemiklerinden oluşturduğu çalışması ile, yine Umman’dan; Hamed Al Jabri “Impasse-2” adlı enstalasyonu ile, Bangladesh’ten Nurul Amin “Damege Books” adlı terracotta çalışması ile, Kamruzzaman Shadhin “Across the Line” adlı videosu ile, Maynul İslam Paul “Piper” adlı metal parçaların ardışık dizinimi enstalasyonu ile ve Bishwajit Goswami’nin“Cinderella’s Slippers” adlı enstalasyonu ile mansiyon ödüllerine değer bulundular.

Katılımcı ülkelerin bayrakları ve çalışmaların künyeleri asıldıktan sonra ortaya bir gerçek çıktı: Ekonomisi güçlü ülkelerin sanatı ve sunumlarındaki belirgin farklılık her açıdan kendini gösteriyordu.  Yerel sanatçıların samimi, duygusal çalışmaları her türlü takdirin üzerindeydi. Bazı ülkelerdeki sosyal sorunlara sanatçıların duyarlılığı, illüstratif resimlemelerle kendini afişe ediyordu.  Geçen bienale robotlarla galerinin ortasında, yerel adıyla “rickshaw” bisiklet taxi ve ses sistemi yerleştiren Japonlar, bu bienale yirmiye onbeş metrelik bir muşamba zemin üzerlerine farklı renklerden kovalar yerleştirilmiş beş robotlarla bir resim yaptılar… Daha önceki yıllarda ödüller alan Kore, Hindistan ve Avustralya’nın galerileri de çok güçlüydü… Orta Doğu’dan da yoğun bir katılım vardı.  Bizim galeriden geçen hafta söz etmiştim.

Böylesi büyük bir organizasyonu ara vermeden ve kalitesini düşürmeden sürdürmek; jüri veya tüm katılımcılar, yerli veya yabancı hepsi ile, gerektiği şekilde ilgilenip zarif bir konukseverlik göstermek, gerçekten büyük bir başarıdır.  Hiçbir masraftan kaçınmadan kurdukları sergi; Shilpakala Akademinin yönetimindeki Ulusal Galeri’nin Bangladesh için çok büyük bir vitrin özelliği taşımasıyla da farklı bir misyonu yerine getiriyor.  Ulusal Galeri, bienal ile birlikte, ülkenin uluslararası prestijine önemli katkıda bulunuyor.

Bangladesh için başka söz olarak; 1971’de bağımsızlığına kavuşmuş, 1981’de Asya Sanat Bienalini başlatmış ve sürdürmekte olan bir ülkenin Ulusal Müzesi; her boyutuyla “tarihlerine” ayna tutuyordu. Mustafa Kemal Atatürk Bulvarı da vardı Dhaka’da!

Son söz olarak: mazlum insanların sosyo-ekonomik durumlarına koşut, büyük bir başarıya dönüşmüştü çabaları.  Bu güzel yürekli insanların, sanat sayesinde gerçekleştirmekte oldukları bir mucize ile, geleceklerine ışık tutuyordu bienalleri…

Eğitim alın, yürekli olun, sanata yakın kalın…

Sunday, December 7, 2014

Ekonomi, sanat ve bienal

Kıbrıs Postası, YAKINDAN SANAT köşe yazısı no:57



IMF verilerine göre Çin, ekonomik olarak dünyanın en büyüğü sıfatını artık Amerika’nın elinden almış bulunuyor.  Başka bir deyişle; USA, 1872’de İngiltere’den aldığı dünya ekonomisinin lideri koltuğunu, artık Çin’e kaptırmış durumda.  Yine, IMF verilerine göre Çin, 17.61 trilyon dolarlık bir ticari hacimle büyürken, buna karşılık USA 17.4 trilyon dolarlık bir hacimle onun gerisinde kalmış vaziyette.  Aynı veri ve tahminlerine göre, 2019 yılında Çin’in bütçesinin 26.98 trilyon dolarlık rakamlara ulaşılacağı beklenmektedir.

Çin’in, özellikle son beş yıl içindeki büyümesi Asya’nın yüzünü güldürmüş; bu büyümenin kesintisiz ve bu hızla devam etmesi durumunda, 2050 yılında dünya ekonomisinin yüzde ellisini yöneteceği tahminleri konuşulmaya başlanmıştır.  Bu perspektif ile bakan ekonomistler, muhtemel bir Asya yüzyılının eşiğinde olduğumuzu söylemektedirler.

Peki bu değişen ekonomik dünya düzeni ve dengeler, çağdaş sanatın manzarasını nasıl şekillendirmektedir?  Ya da yeni bir sanat üretim dili ile, dünya sanatında yeni bir düzen mi oluşmaktadır?

Aslında son on yıla bakıldığında uluslararası sanat piyasasının başlangıçtan beri hedeflediği, bienaller ve küratörler aracılığı ile dünyaya kabul ettirmeye çalıştığı; Batılı olanın daha iyi, daha güzel, daha güçlü olduğu felsefesi; değişen ekonomik dengeler ile sorgulanmaya başlanmış; Batılı olmayan ile yeni bir yüzleşme sorunu ortaya çıkmıştır.  Özellikle bienallerde Batılı olmayan sanatçıların baskın bir duruma gelmeleri ile, sosyo-ekonomik değişimin renkleri, galerilerde ya da sergileme mekanlarında da kendini göstermiştir.  Böylece, Batılı organizasyonlar; Batıda, kendi düzenledikleri ve yönettikleri etkinliklerde, Batılı olmayan sanatçıları kabullenmek zorunda kalmışlardır.  Bu kabul, bir ticari mal olarak alınıp satılan sanat ile elde edilen gücün, Batıdan kaymasını da beraberinde getirmiştir.  Sonuçta, Batı tarafından, bienaller ve küratörler ile yönlendirilen küresel sanatın yönünü, ekonomik dengelerdeki değişimle beraber Asya’ya doğru çevirmekte olduğunu yine Batılı eleştirmenler artık açıkça kabul etmektedirler.

Bu yön değişiminin önemli nedenlerinden biri de, kuşkusuz oluşturulan yeni görsel diller aracılığı ile Batılı olmayan sanatçıların kendilerini dünya kültür ağına entegre etmeleridir. Yeni medya ve video, dijital sanat, bilgisayar grafikleri, internet sanatı, enstalasyonlar gibi sanatsal uygulamaların yeni formlar aracılığı ile söylenmesi, Batılı olmayan sanatçıların etkin bir küresel diyalog içine girmelerine neden olmuştur.

Sosyo-ekonomik küresel gelişmeler ile sanatta yeni sorunlar, yeni teoriler ve yeni değerler ortaya çıkmıştır.  Batı penceresinden bakılarak onların cümleleri ile Antik Yunan’a kadar getirilip bırakılan, içine Latince sözcükler serpiştirilip sofistike hava verilmeye çalışılan, “neden sanat” söylemleri artık günümüz sanatçısı için bayat, demode, sıkıcı ve hatta “hikaye” olarak görülül olmuştur.  Günümüzün çok taraflı ve çok kutuplu dünyasında; Aristotales şöyle demişti, mimesis budur hikayeleri; Batı’nın kendi uygarlığını üzerine oturttuğu Yunan yerelinden uluslararası sanatı tariflemeye artık yetmemektedir.

Batı, bu yetersizliğin farkında olup yeni çözümler üretmeye çalışırken, kendini yenileyemeyenlerin körlükleri; değil sanat üzerinden, eski hikayeler üzerinden rol çalarak “belleme” yapmalarından başka bir şey değildir.

Batılı olmayan sanatın önlenemeyen yükselişini bu kör taklitçilerin fark etmesini beklemek çok da gerekli değil zaten.  Çünkü, küresel ekonomideki süper güçlerin denge kayması ile kendine yeni bir yön çizen sanat, Yunan uygarlığının kendini var etmek için devşirdiği, Asya’daki daha eski uygarlıkların sanatı ile yeniden yüz yüze geliyor.

Batının fark ettiği Asya Sanatındaki büyük patlama, öncülüğünü Çin ve Hindistan’ın yaptığı ekonomik büyüme ile paralellik gösteriyor.  Böyle bir tespit cümlesinin sonrasında Asya’nın ekonomik olarak en yoksul ülkelerinden biri olan Bangladesh’in, ilkini 1981’de gerçekleştirdikleri, onaltıncısını da yedi gün önce açtıkları Asya Sanat Bienali’ni farklı bir yere koymak lazım diye düşünüyorum.

Tanık olduğum üzere; oradaki büyük sorunlar, daha büyük kararlılıklarla çözülüyor!  Özellikle Asya ve Pasifik ülkeleri bu çözümlere saygı duydukları için olsa gerek, Asya Sanat Bienali’ne büyük destek veriyorlar.

Tanıklığım; 2010, 2012 ve 2014 bienallerini kapsadığı için, ekonomik, sosyal ve sanatsal değişimin bu süreç içinde hangi boyutta seyrettiğini görmekten, o güzel insanlar adına mutlu olduğumu söylemek isterim.  Bu değişimin, onları yakın gelecekte küresel sanat konusunda daha da iyi yerlere getireceğine inanıyorum.

Türk sanatı adına önemli bir görev üstlenerek, Asya Sanat Bienali’ne jüri üyesi olarak seçildiğimi daha önce yazmıştım.  Bu nedenle bu yılki bienale çalışmalarımla katılamadım. Ancak, Düzce Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Yıldız Doyran’ın büyük boy iki akrilik çalışması, Yakın Doğu Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Öğretim Görevlisi Evrim Ergün’ün dört dakikalık yeni medya çalışması ve Mustafa Hastürk’ün üç parçalık resim/enstalasyonunu oraya götürmüş olmaktan ve çalışmaların çektikleri yoğun ilgiden, duyduğum memnuniyetimi buradan paylaşmak isterim.  Arkadaşlarımı kutlarım, keşke daha çok çalışma götürebilseydim.

Sanatın küresel olarak sosyo-ekonomik boyutunu tartışırken, Asya Sanat Bienali üzerine yazmaktan biraz uzaklaştım, farkındayım.   O nedenle, önümüzdeki hafta jüri, ödüller ve genel olarak yaşadıklarımı kapsayan bir yazıyı okumanıza sunmayı planlıyorum.

Bu arada; Lefkoşa’da, İsmet V. Günay sergi salonunda Nilüfer İnandım, Elena Constantinou ve Hasan Zeybek’in “Afrodit’in Üç Tezahürü” başlıklı sergileri; yeni medya, resim ve enstalasyon zenginliği ile görülmeye değer.

Eğitim alın, yenilenin, sanata yakın kalın…