Showing posts with label Mostar. Show all posts
Showing posts with label Mostar. Show all posts

Sunday, April 17, 2016

Dünya Sanat Günü

KIBRIS gazetesi, 2016-04-16, Cumartesi, sayfa:29



Geçen hafta, 1 kasım 2013’den beri ilk defa yoğunluğum bahanesiyle haftalık yazımı yayınlayamadım. Bir de seyahatım vardı: İzdüşüm-S sergisi için Bosna Hersek’in başkenti Sarajevo’ya gittim ve döndüm. 20 Haziran tarihine kadar da takvimimle yarışacağım.

15 Nisan tarihinde kutlanan Dünya Sanat Günü için yapmayı planladıklarımın ertelenmesinin iyi olacağı sonucu cebimde, yazımın konusu kafamda seyahate çıkmıştım. (İzdüşüm-S sergisi için elbette yazacağım!)

Sınırlı bir zamanda, davetler, toplantılar, Mostar’a bir gezi ve aklımda Dünya Sanat Günü ile hızla Kıbrıs’a döndüm.

Günler; özel günler, kutlamalar, anmalar, törenler...

Yerel özellikler taşıyan dinî törenlerin yapıldığı ilk kült yapılara İÖ- 11.600 yıllarına kadar uzanan Göbeklitepe’de rastlanıyor. Bunlar ayrıca ilk tören alanlarına ait mimari kalıntılar olma özelliğini de taşıyor...

Felsefeci Wittgenstein, insanın bir tür “törensel hayvan” (ceremonal animal) olduğunu söyler. Antropologlara göre kutlama yapmayan topluluk yoktur. Tören insana özgü bir davranıştır.
Antropolog Jan Assman ise, kültürel belleğimizin, bayramlar ve kutlamalarla şekillendiğini söyler. Bayramlar ve kutlamalar hangi nedenle yapılırsa yapılsın mutluluk, sevgi, güven duygusu yaratırlar. Kutlamaların yapıldığı mekanların düzenlenmesi, yemeklerin yapılması, işbirliği, dayanışma ve paylaşım duygularının yücelmesini ve toplumda yerleşmesini sağlar.

Çatalhöyük (İÖ- 6.500) sakinlerinin de av bereketi için görkemli törenler düzenledikleri biliniyor.  Araştırmaya devam edince; örneğin inanç ve coğrafi koşul farklılıklarına rağmen insanların, kendi geleneklerine uygun kutlamalar yaptıkları görülüyor. Ülkelere göre bazen tarih farklılıkları gösteren yaklaşık yetmişiki özel günün olduğu da görülüyor. Örneğin; bağımsızlık günlerini kutlayan ülkeleri de hesabın içine katınca bu sayının ikiyüzün üzerinde olması kaçınılmaz oluyor. Bir yandan sanat eksenli ortak değerleri sorgularken diğer taraftan Birleşmiş Milletlere kayıtlı ve resmen tanınan 192 ülke, bilinen ülke sayısının ise 236 olduğu sonucu ortaya çıkıyor.  Uluslararası Basketbol Federasyonuna kayıtlı ülke sayısı ise 213…

Ne kadar çok farklılık barındırıyor şu küçücük dünya!

Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü, Dünya Tiyatro Günü…

Kutlamalar hayatlarımıza renk katar. Kutlamalar; sıradan bir yemeği “ziyafete”, bir buluşmayı “şenliğe”, bir yabancıyı “arkadaşa” dönüştürebilir.

İnsanın ürettiği değerler sınıflandırılmasında sanat; en barışçıl olandır.  Sanat, belki de bir kutlamadır!  Çünkü; ortak duygu, düşünce ve değerlerin oluşumuna katkıda bulunur. Sanat, insanları birbirlerine yaklaştırır. Sanat, insanların birbirlerini anlamaları içindir, hayata anlam katar. Sanat, toplumsal ve evrensel barışı gerçekleştirmek içindir. Sanat, yaratıcılıktır. İnsanın beğenisini geliştirir.

Her kutlama, birbirini tanımayan insanlar arasında bile, sessiz bir aidiyetin kurulmasına neden olur. Kutlamalar sırasında insanlar, birlikte sevinir, yardımlaşır, iyiliği paylaşırlar. Kutlamanın yarattığı duygusal enerjiyle insanlar kendilerini daha güçlü hissederler. Bayramların ve kutlamaların bir gelenek olarak devam ettirilmesi, bu olumlu duyguların toplumda yaygınlaşması ve toplumsal aidiyeti kuvvetlendirmek içindir.

Günler, törenler, kutlamalara ilişkin fikirlerin soru formatı şöyle olabilir belki: Neden özel günleri kutlarız?

Kestirmeden gidilirse cevaba; o özel günlerin olduğu tarihlerde önemli olaylar gerçekleşmiştir de ondan denilebilir. Yılın o gününde önemli bir olay gerçekleşmiş, bu da o toplum tarafından benimsenmiş, olayın meydana geldiği ülke ve ardından diğer ülkeler de olayı evrensel değerde görüp benimsemiş ise; her yıl o gün kutlanarak o olay hatırlanır. Bu durum gelenek haline gelir ve özel günlerden birisi olur.

Dünya Emekçi Kadınlar Gününü burada ilginç bir örnek olabilir: 8 Mart 1857 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin New York kentinde bir tekstil fabrikasında çalışan işçiler, daha iyi şartlarda çalışmak için grev yaparlar. Polisler, grev yapan işçilere saldırır ve onları fabrikaya kilitler. Bir anda fabrikada yangın çıkar. İşçiler, her yeri saran alevlerden, polisin kurduğu barikatlar yüzünden kaçamazlar ve yanarak can verirler. Olayda, çoğu kadın olmak üzere tam 129 kişi yaşamını yitirir.

Yeni yılı, baharın gelmesini, doğum günlerini, yeni doğan bebekleri, şirket kuruluşlarını, nişanları, evlilik yıldönümlerini, kahramanlık günlerini, dini bayramları, mezuniyet ya da emekliliği, ilk ev ya da araba almayı kutlarız. Ailemizde yaptığımız kutlamalar olduğu gibi, çalıştığımız kurumlardaki kutlamalar, toplum olarak kutladığımız günler vardır.

Bunlarla beraber 1 Nisan Şaka Günü, Soweto Günü, Krizantem Günü, Hıristiyan ülkelerde Noel günü, Dünya Günü, Hogmanay Günü, Öğretmenler Günü, Veteriner hekimler günü, Yılbaşı… Saygı ile ancak, ilgi düzeyi değişkenlikler gösteren, dünyada kutlanan günlerden bazılarıdır.

İlgimi çeken iki tanesini öylece açıklamakta yarar vardır diye düşündüm:

1-Dünya Havlu Günü, İngiliz yazar Douglas Adams'ı anmak üzere hayranları tarafından her 25 Mayıs'ta kutlanan gündür.  Havlu gününde, tüm sevenleri, yazara hayranlıklarını ve şükranlarını sunmak üzere havlu taşırlar. Havlu, Adams'ın ünlü ve popüler bilim kurgu serisi olan “Otostopçunun Galaksi Rehberi”ne bir göndermedir.

Adams, Otostopçunun Galaksi Rehberi isimli romanının üçüncü bölümünde, yıldızlararası gezen bir otostopçunun sahip olması gereken en kullanışlı şeyin bir havlu olması gerektiğini açıklamış ve bunun sebeplerini anlatmıştır.

2-Kutsal Cuma, dünya genelindeki Hıristiyanların İsa Mesih'in çarmıha gerilişini ve Golgotha'da ölüşünü andıkları dini gündür. Triduum'un parçası olan Kutsal Hafta'da Paskalya Pazarı'ndan önceki cumaya denk gelen Kutsal Cuma, Musevilerin Hamursuz Bayramı ile çakışabilir. Hayırlı Cuma, Büyük Cuma veya Paskalya Cuması olarak da bilinir; ancak Paskalya Cuması aslında Paskalya Haftası'ndaki cumadır.

Hangi amaç etrafında düzenlenirse düzenlensin her kutlama toplumsal ve kültürel bir “anlam yaratma” kaynağı olarak ele alınırsa sanatla güzel bir örtüşme de sağlanmış olur.  Çünkü toplumlar, sanata verdikleri önem kadar gelişirler, ya da sanata önem veren toplumlar gelişmiş toplumlardır deyip, gelelim artık esas konumuz olduğu üzere Dünya Sanat Günü’ne:

Türk sanatçı ve Ulusal Plastik Sanatlar Derneği (UPSD) Başkanı Bedri Baykam, International Associations of Art (IAA), (Uluslararası Sanat Derneği) 2011 yılında Meksika'da yapılan genel kuruluna Türkiye temsilcisi olarak katılır. Baykam toplantıda; ressam, heykeltıraş, düşünür, yazar, mucit, matematikçi, filozof gibi birçok sıfatı barındıran çok yönlü kişiliği ve sahip olduğu günümüz çağdaş sanat dünyasının disiplinler arası çalışmalarının geçmiş ve aynı zamanda gelecekteki yüzü niteliğiyle, Leonardo da Vinci'nin doğum günü olan 15 Nisan'ın Dünya Sanat Günü olarak kutlanmasını önerir. Önerinin oylanma kabulü ile 2012 yılından itibaren her yıl 15 Nisan’ın World Art Day (WAD) olarak kutlanılması kararı alınır.

Karar ilişkin, ilk kez kutlanacak olan Dünya Sanat Günü için IAA Dünya Başkanı, Rosa Maria Burillo şunları söyler: "Sanat, insanın, kelimeler, sesler ve hareketlerle betimlenen edilen kalıcı yansımalarıyla yaşama geçirilmiş olan en öznel ve en çarpıcı 'haleti ruhiye’sinin ifadesidir. Dünya Sanat Günü, tüm dünyanın sanatçı ve sanatseverlerinin sanatın değerini ve gücünü eşzamanlı olarak hissetmelerini ve tüm dünya ülkeleri adına büyük önemini aynı anda solumalarını sağlayacaktır."
Konumuz çerçevesinde, sanat için söylenmiş bir paragraf ile yazımı pekiştirmek isterim: “Sanat, insani güç ve yetenekleri geliştiren, farklı dilleri ve farklı yaradılıştaki insanları ortak bir anlayışta buluşturan bir olgudur. Estetik bir zevk, ruhsal bir haz olmasının yanı sıra, dünyayı kuşatan anlayışsızlıklara, savaş çığırtkanlıklarına, anlaşmazlıklara karşı bir başkaldırı ve güçlü bir dayanışma yoludur. Bir resimde, bir şiirde, bir tiyatro eserinde aynı duygulardan beslenebilmemiz, toplumsal bir duygudaşlık oluşmasının en zarif en güzel yolarından biridir.”

Bu yolun iki yolcusu olarak Dünya Sanat Günü’ne ilişkin YDÜ Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Dekan vekili olarak ben ve Sahne Sanatları Fakültesi Dekan vekili Çetin Özen; şu ortak bildiriyi yayınladık:

“Dünya Sanat Günü'nü kalıcı ve sürekli hala getirmenin gerekliliği ve bilinci ile; savaş, sömürü, açlık, yoksulluk, ayrımcılık ve çevre gibi sorunlara karşı duyarlılıkla sanatın estetik ve dönüştürücü değerinin insanlık için mutluluk verici bir çözüm olacağına inanmaktayız. 

Böyle anlamlı bir günde; ayrışmış kuvvetlerin tüm çıkar çatışmalarından uzak, sanatın bütünleştirici ve birleştirici gücünden hareketle, insanlığın tarih boyunca yarattığı evrensel değerlere sahip çıkıldığını görmek, en önemli dileğimizdir.  

Bu değerler sahiplenildikçe, umuyoruz ki bir gün toplumsal duyarlılıklara tezat, sürdürülen uygarlaşma karşıtı politika ve uygulamalar; sorun olmaktan çıkacaktır. 

Sahiplendiğimiz bu çok önemli tarihsel sorumlulukla; yaşama hakkımızın dahi tehdit edildiği bu zorlu dönemde meslektaşlarımızın ve toplumumuzun Dünya Sanat Günü'nü kutlar; sanatçı ve sanatsever için bir özgürlük ve özgünlük alanı olan sanatın, yaşamımızdan eksik olmamasını saygılarımızla dileriz.”

Haftaya; Sarajevo ve İzdüşüm-S sergisini yazmaya çalışacağım!

Sanata yakın kalın...

Sunday, September 6, 2015

Balkanlar, Saraybosna, çalıştay

Kıbrıs Postası, YAKINDAN SANAT köşe yazısı no:96



Sarajevo 2015 Uluslararası Sanat Kolonisi için bulunduğum Saraybosna’dan iki gün önce geri döndüm.. Onlarca güzellik, yüzlerce soru, binlerce anı ile… Bu sayfada, iki hafta üst üste konu olarak seçtiğim çalıştayın başarı ile tamamlanmasının ardından bir de sonuç yazısı yazmak zorunluluğu oluştu diye düşünüyorum.

Ancak, hemen yazının daha ilk satırlarında Türkiye Cumhuriyeti Saraybosna Büyükelçisi Cihad Erginay ve Kültür Ataşesi Soner Şahin’e çalıştayın başlangıcından serginin açılışına kadar gösterdikleri ilgi ve destek için ve ayrıca 30 Ağustos Zafer Bayramı resepsiyonunda bizleri de ağırladıkları için kendilerine saygı ve teşekkürlerimi buradan göndermek isterim!

Yugoslavya paylaşım savaşı sırasında; medyanın aleni olarak dinler arası çatışmayı körüklediği dönemde yıkılması birilerine zafer çığlıkları attırırken, diğerlerinin gözlerinden yaş düşen sahnelerin servis edildiği, Balkanlardaki sembolik yapılardan biri olan Mostar köprüsü; tüm hikayesi ile oradaydı, bizi karşıladı! Batılının kendisinden olmayan değer olarak görüp yok etme, Avrupa’nın içinde boğma çabasını gösterdiği o çatışma sahneleri hala kimilerinin belleğinde canlıdır diye düşünüyorum.  Savaşta yıkılan köprü, ayağındaki tabelada yazıldığı üzere: İtalya 3.089.200-$, Hollanda 2.000.000-$, Türkiye 1.000.000-$, AB Bankası 980.000-$, Hırvatistan 490.000-$, Dünya Bankası Kredisi 4.000.000-$, destekleri ile yeniden ve aslına uygun olarak yapılmış.  Oysa Türkiye ulusal basınında servis edilen bilgi çok farklıydı! Rakamlar orada! Hatta Mostar’ı Arapların yeniden yaptırdığı bile maniple edilmişti.

Doğruyu bulmak, araştırmak keyifli bir iş!

Sanat çalıştayları hakkında araştırma yapınca sınırlı bilgiye ulaşabiliniyor… Oysa domatesin faydaları denince durum başka… Bir de işin tarihsel boyutuna bakınca neden ve niçin sorularının yanıtı kendiliğinden ortaya çıkıyor.  Çünkü, her kapsamlı konuşma ya da yazılarında; ege uygarlığından referans alan, daha başarılı örnekleri yerli kaynaklarda olduğu halde gidip mutlaka batıdan birilerinin, görüş ya da çalışmalarının alışkanlık değil, artık algı yorulmasına dönüşmüş görsellerini kullanmaları gelenekselleşmiş aydınların veya akademisyenlerin, neden bu çalıştay konusunda kafa yormadıklarını anlamak mümkün!

Sanat tarihini Yunana kadar getirip öncesini veya diğerlerini es geçenlerin, Yugoslavya’daki bir sanat etkinliğini yazmalarını beklememek gerekir belki de!

Örneğin; Çek asıllı Amerikalı bir sanatçının “fabrikası” hakkında uzun uzun yazanların; sanat çalıştaylarının fikir babası Nobel ödüllü Yugoslav edebiyatçı Ivo Andric’den kelime etmemeleri, bu yaklaşım ile; cevabı kendinde açık bir soru olarak düşündürücü olmamalıdır.

Sanat çalıştayları ile uğraşmaktansa elbette, Alman sanayi devlerini arkasına almış “Dökümenta” hakkında yazmak daha cazip gelecektir, kapitalist ideolojinin kimliksiz silahşorlarına. Basın sponsorlarının; bilinçaltında inanç sistemlerinde ayrışma ve ötekileştirme amaçlı oluşturduğu bilgi manipülasyonlarının sözcüsü olmak ve paralı rüzgarlarda kelimelerle dans etmek, belki de daha kolaydır!

Biz bu gerçeklikten, Balkanlarda doğmuş ancak, pek bahsedilmeyen çalıştay tarihine geçelim:

Osmanlı döneminde oldukça önemli bir gelişme göstermiş, ikinci dünya savaşından sonra ise neredeyse bir antik kent sıfatı kazanmış olan Pocitelj’i nasıl turizme kazandırabiliriz düşüncesini; 1960’ların başlarında mimar Dzemal Celic, dönemin Kültür Bakanı Vilko Vinterhalter’e götürür.

Ortaya çıkan fikirlerden Ivo Andric’in “sanat çalıştayı” kabul edilir.  Dzemal Celic’in önderliğinde Pocitelj kenti; konut ve tüm diğer yapılarıyla birlikte yeniden elden geçirilir.  Büyük bir organizasyon ile 29.09.1964’de ilk sanat kolonisinin açılış ve töreni gerçekleştirilir.  İlk çalıştaya yirmi sanatçı çağrılır, yirmi gün boyunca ağırlanan her sanatçıdan birer iş istenir.

Sonrasındaki çalıştaylarda sanatçılar yavaş yavaş Pocitelj’de mülk sahibi olmaya başlarlar.  Aldıkları mülkü atölyelere çevirip yaz aylarında kullanılmak üzere yeniden tasarlarlar.  Hatta, hafta sonu etkinlikleri ile kente olan ilgiyi daha da canlandırırlar. Burada amaç, sanat aracılığı ile kentin cazibesini artırmak, kültürü zenginleştirmek, ekonomik kalkınmasına katkıda bulunmaktır.  İlk serginin açılışı üzerinden; savaşlar, toplumsal ayrışmalar, acılar ve elli yıldan fazla zaman geçtiği halde Pocitelj hala bölgedeki önemli bir sanat ve kültür merkezi olarak gelişmesini sürdürüyor.

Yugoslavya’nın paylaşımı savaşından sonra ortaya çıkan her türlü, özellikle dini yapılar ve sembollere yönelik sistematik tahribatın izlerini görmek artık ve nerede ise mümkün değil. Kaldığımız süre içinde orada yaşayanlardan savaş sonrası şehir efsanelerini dinlemek de oldukça ilginçti!  Bir de Pocitelj’de yaraların sarılmasında, sanatın da önemli bir araç olarak kullanıldığı bilgisine ulaşmaktan ayrıca mutluluk duyduğumu burada belirtmek isterim!

Parantez içine almadan ona da değinmekte yarar var: coğrafi, fauna olarak ve kültürel zenginliğiyle eşsiz memleketim Hopa’da, doğa ile inatlaşmanın faturasını “ilahi takdir” diye yorumlayıp Allaha havale eden yönetimin, sanatın varlığından da haberdar olduğundan kuşkum yok!

Yeniden konumuza dönelim: ilk koloni sergisi Nisan 1966’da Sarajevo’da açılır. Otuzbir sanatçıdan toplam sekseniki çalışma ile düzenlenen sergi, daha sonra Mostar ve Caplijina’da tekrarlanır.

O gün için oldukça özel ve lüks sayılacak bir katalogu da basılan sergi, çalıştayın bir sonucu olarak amacına ulaştığının göstergesidir denilebilir. Elbette çalıştayın ikincisi getirisi de; hala devam edip bugüne kadar gelmiş olmasıdır. Üçüncüsü ise; her geçen gün çıkış kaynağı ve tarihi referans gösterilmeden dahi olsa uluslararası boyutta yaygınlaşmasıdır.

Yakın Doğu Üniversitesi çatısı altında geçen yıl Kasım ayında düzenlediğimiz çalıştay; formatı ve sonuçlarıyla tam da buna örnek gösterilebilecek bir etkinlik olarak KKTC sanatı tarihindeki yerini almıştır. Türkiye’de ise belediyeler ve özellikle üniversitelerin çalıştaylara yoğun ilgi gösterdiklerini; sanat koleksiyonu oluşturmak ve elde edilen reklam değeri yüksek etki nedeni ile organizasyon sayısının her geçen gün daha da artmakta olduğunu söylemek mümkündür.

Bu tür organizasyonların; başarabilecekler için, başka etkinlikler oluşturmak, bağlantılar kurmak için iyi fırsatlar sunduğu bir gerçektir kuşkusuz. Biz de boş durmadık. Yakın Doğu Üniversitesi öncülüğünde bir karma sergi götürüp, Nisan 2016’da Saraybosna Üniversitesinde açacağımızı; ayrıca kişisel sergiler ve akademik etkinlikler için bir takvim belirlemeye çalıştığımızı da yine buradan paylaşmak isterim.

Çalıştaya katılan tüm ekibe; kusursuz organizasyon ve ev sahipliği için özellikle Mirsada BALJIĆ’e teşekkür ediyorum.

Sanat acıları unutturur, çocukları öldürmez; görün…

Sanata yakın kalın…