Sunday, December 7, 2014

Ekonomi, sanat ve bienal

Kıbrıs Postası, YAKINDAN SANAT köşe yazısı no:57



IMF verilerine göre Çin, ekonomik olarak dünyanın en büyüğü sıfatını artık Amerika’nın elinden almış bulunuyor.  Başka bir deyişle; USA, 1872’de İngiltere’den aldığı dünya ekonomisinin lideri koltuğunu, artık Çin’e kaptırmış durumda.  Yine, IMF verilerine göre Çin, 17.61 trilyon dolarlık bir ticari hacimle büyürken, buna karşılık USA 17.4 trilyon dolarlık bir hacimle onun gerisinde kalmış vaziyette.  Aynı veri ve tahminlerine göre, 2019 yılında Çin’in bütçesinin 26.98 trilyon dolarlık rakamlara ulaşılacağı beklenmektedir.

Çin’in, özellikle son beş yıl içindeki büyümesi Asya’nın yüzünü güldürmüş; bu büyümenin kesintisiz ve bu hızla devam etmesi durumunda, 2050 yılında dünya ekonomisinin yüzde ellisini yöneteceği tahminleri konuşulmaya başlanmıştır.  Bu perspektif ile bakan ekonomistler, muhtemel bir Asya yüzyılının eşiğinde olduğumuzu söylemektedirler.

Peki bu değişen ekonomik dünya düzeni ve dengeler, çağdaş sanatın manzarasını nasıl şekillendirmektedir?  Ya da yeni bir sanat üretim dili ile, dünya sanatında yeni bir düzen mi oluşmaktadır?

Aslında son on yıla bakıldığında uluslararası sanat piyasasının başlangıçtan beri hedeflediği, bienaller ve küratörler aracılığı ile dünyaya kabul ettirmeye çalıştığı; Batılı olanın daha iyi, daha güzel, daha güçlü olduğu felsefesi; değişen ekonomik dengeler ile sorgulanmaya başlanmış; Batılı olmayan ile yeni bir yüzleşme sorunu ortaya çıkmıştır.  Özellikle bienallerde Batılı olmayan sanatçıların baskın bir duruma gelmeleri ile, sosyo-ekonomik değişimin renkleri, galerilerde ya da sergileme mekanlarında da kendini göstermiştir.  Böylece, Batılı organizasyonlar; Batıda, kendi düzenledikleri ve yönettikleri etkinliklerde, Batılı olmayan sanatçıları kabullenmek zorunda kalmışlardır.  Bu kabul, bir ticari mal olarak alınıp satılan sanat ile elde edilen gücün, Batıdan kaymasını da beraberinde getirmiştir.  Sonuçta, Batı tarafından, bienaller ve küratörler ile yönlendirilen küresel sanatın yönünü, ekonomik dengelerdeki değişimle beraber Asya’ya doğru çevirmekte olduğunu yine Batılı eleştirmenler artık açıkça kabul etmektedirler.

Bu yön değişiminin önemli nedenlerinden biri de, kuşkusuz oluşturulan yeni görsel diller aracılığı ile Batılı olmayan sanatçıların kendilerini dünya kültür ağına entegre etmeleridir. Yeni medya ve video, dijital sanat, bilgisayar grafikleri, internet sanatı, enstalasyonlar gibi sanatsal uygulamaların yeni formlar aracılığı ile söylenmesi, Batılı olmayan sanatçıların etkin bir küresel diyalog içine girmelerine neden olmuştur.

Sosyo-ekonomik küresel gelişmeler ile sanatta yeni sorunlar, yeni teoriler ve yeni değerler ortaya çıkmıştır.  Batı penceresinden bakılarak onların cümleleri ile Antik Yunan’a kadar getirilip bırakılan, içine Latince sözcükler serpiştirilip sofistike hava verilmeye çalışılan, “neden sanat” söylemleri artık günümüz sanatçısı için bayat, demode, sıkıcı ve hatta “hikaye” olarak görülül olmuştur.  Günümüzün çok taraflı ve çok kutuplu dünyasında; Aristotales şöyle demişti, mimesis budur hikayeleri; Batı’nın kendi uygarlığını üzerine oturttuğu Yunan yerelinden uluslararası sanatı tariflemeye artık yetmemektedir.

Batı, bu yetersizliğin farkında olup yeni çözümler üretmeye çalışırken, kendini yenileyemeyenlerin körlükleri; değil sanat üzerinden, eski hikayeler üzerinden rol çalarak “belleme” yapmalarından başka bir şey değildir.

Batılı olmayan sanatın önlenemeyen yükselişini bu kör taklitçilerin fark etmesini beklemek çok da gerekli değil zaten.  Çünkü, küresel ekonomideki süper güçlerin denge kayması ile kendine yeni bir yön çizen sanat, Yunan uygarlığının kendini var etmek için devşirdiği, Asya’daki daha eski uygarlıkların sanatı ile yeniden yüz yüze geliyor.

Batının fark ettiği Asya Sanatındaki büyük patlama, öncülüğünü Çin ve Hindistan’ın yaptığı ekonomik büyüme ile paralellik gösteriyor.  Böyle bir tespit cümlesinin sonrasında Asya’nın ekonomik olarak en yoksul ülkelerinden biri olan Bangladesh’in, ilkini 1981’de gerçekleştirdikleri, onaltıncısını da yedi gün önce açtıkları Asya Sanat Bienali’ni farklı bir yere koymak lazım diye düşünüyorum.

Tanık olduğum üzere; oradaki büyük sorunlar, daha büyük kararlılıklarla çözülüyor!  Özellikle Asya ve Pasifik ülkeleri bu çözümlere saygı duydukları için olsa gerek, Asya Sanat Bienali’ne büyük destek veriyorlar.

Tanıklığım; 2010, 2012 ve 2014 bienallerini kapsadığı için, ekonomik, sosyal ve sanatsal değişimin bu süreç içinde hangi boyutta seyrettiğini görmekten, o güzel insanlar adına mutlu olduğumu söylemek isterim.  Bu değişimin, onları yakın gelecekte küresel sanat konusunda daha da iyi yerlere getireceğine inanıyorum.

Türk sanatı adına önemli bir görev üstlenerek, Asya Sanat Bienali’ne jüri üyesi olarak seçildiğimi daha önce yazmıştım.  Bu nedenle bu yılki bienale çalışmalarımla katılamadım. Ancak, Düzce Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Yıldız Doyran’ın büyük boy iki akrilik çalışması, Yakın Doğu Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Öğretim Görevlisi Evrim Ergün’ün dört dakikalık yeni medya çalışması ve Mustafa Hastürk’ün üç parçalık resim/enstalasyonunu oraya götürmüş olmaktan ve çalışmaların çektikleri yoğun ilgiden, duyduğum memnuniyetimi buradan paylaşmak isterim.  Arkadaşlarımı kutlarım, keşke daha çok çalışma götürebilseydim.

Sanatın küresel olarak sosyo-ekonomik boyutunu tartışırken, Asya Sanat Bienali üzerine yazmaktan biraz uzaklaştım, farkındayım.   O nedenle, önümüzdeki hafta jüri, ödüller ve genel olarak yaşadıklarımı kapsayan bir yazıyı okumanıza sunmayı planlıyorum.

Bu arada; Lefkoşa’da, İsmet V. Günay sergi salonunda Nilüfer İnandım, Elena Constantinou ve Hasan Zeybek’in “Afrodit’in Üç Tezahürü” başlıklı sergileri; yeni medya, resim ve enstalasyon zenginliği ile görülmeye değer.

Eğitim alın, yenilenin, sanata yakın kalın…

Sunday, November 30, 2014

Dhaka, bienal, jüri

Uğurcan Akyüz
Kıbrıs Postası, YAKINDAN SANAT köşe yazısı no:56
30 Kasım 2014, Pazar, Lefkoşa


Türk sanatı adına önemli bir göreve seçildiğimi daha önce yazmıştım.  İşte bugün o görevi yerine getirmek için geldiğim Dhaka’dan yazıyorum.

İstanbul Dhaka arası uçuş, yaklaşık altıbuçuk saat sürüyor. İki ülke arasında dört saat fark var, Bangladesh önde!

Elbette bu yazı bir seyahat değerlendirmesi olmayacak ancak bazı bilgileri buraya serpiştirirsem fena olmaz diye de düşünmüyor değilim.  Hemen belirteyim, Asyanın en yoksul ülkelerinden biri olmakla beraber ilkini 1981’de yaptıkları bienalin onaltıncısını gerçekleştiriyorlar.

Aynı dönemlerde Ankara’da başlayan ve hemen sonlandırılan Avrasya Bienalini şimdilerde kimse hatırlamıyor bile!  Türkocağı binası olarak bizzat Atatürk tarafından yaptırılan Resim Heykel Müzesindeki sergiyi üniversite öğrencisi olarak, kapısında uzun kuyruklar varken büyük bir heyecanla gezmiştim.  O zamanlarda herkesin peşinden koştuğu Kenan Evren’in, üreme organı çizilmiş bir resme gösterdiği tepki miydi bahane, yoksa başka nedenler mi dizildi Ankara’da sanatın önüne kestirmesi güç değil.  Bugün baktığımızda Ankara’da bienal değil, sanat fuarı bile yapılamaz durumda, Avrasya Bienali zaten bitti!

Bienaller kısaca, iki yıl içinde üretilen çalışmaların halka açık olarak sergilendiği ve ödül için seçildiği organizasyonlardır.  iki yılda bir, sanat adına yapılanların anket düzenlemesi demek değildir bienaller.  Bienaller de fuarlar gibi parayla stant açılmaz.  Sergilenecek işlerin seçimi yapılır.  Onlar arasından da ödüle değer işler seçilir.  Bu ödüller sahiplerine maddi manevi değerler kazandırır ancak; en önemlisi geleceğe ışık tutacak çalışmalar olarak kamuya sunulurlar... Dijital teknolojinin yaygın olarak kullanılması ile beraber; yeni medya çalışmalarının moda haline gelmesinde, klasik sanat uygulamalarına göre öne çıkmasında bienallerin teşvik edici yönü olduğu açıktır. Üniversitelerin çabaları, Cumhuriyetin başkenti Ankara’nın sanatsal çoraklığını yeşile çevirmeye yetmiyor.

Üçüncü kere indiğim Dhaka Havaalanından, bu yılki Bienale ilk gelen misafir olduğum için özel olarak karşılandıktan sonra, şehre doğru yola çıktığımızda kavşaklardaki heykellerin arttığını fark ettim. Metal, soyut heykeller… Şehre doğru yaklaştıkça trafik de sıkışmaya başladı, korna sesleri arttı!  Kuşkusuz beni karşılamıyorlardı ama, kimsenin de bir şey üstüne alındığı yoktu! Bağrışmalar da yoktu sürücüler arasında, el kol hareketleri de yoktu, “gıcık oldum” bakışları da!

Otobüsler sanki hiç değişmemiş.  Defalarca boyanmış kaportaları üzerindeki kaligrafiler şaheser gibi… Henüz dijitale geçmemişler!  Hele de bisiklet taksi tak-taklar!  Hareket halindeki hemen her şeyin önünde ve arkasında lunaparklardaki çarpışan arabalar gibi ekstra tamponlar var.  Tüm yoğunluğa rağmen, olmuş bir kazaya rastlamadım ama otobüslerin hepsi defalarca çizilmiş.  Her köşe başında bir trafik polisi.  Polis komutu ya da ışıkta durduklarında, aralarından kargaların dahi geçemeyeceği kadar bir mesafe bırakıyorlar. Yön değiştirme, çizgi değiştirme kendi içinde öyle bir düzene sahip ki herkes kendi yoluna gidiyor!

Sokaktaki yoğun trafikten; İngiliz sömürgecilerinin 1911’de kurduğu Dhaka Kulübüne vardığımızda, hava kirliliğinden Karadenizli burnumun yanmakta olduğunu fark ettim! Daha sonrasındaki sohbetlerimizde bazı üyelerin şikayet ettikleri “giriş kıyafet kurallarını” uygulamayı hala sürdürmeleri geçmişlerine yönelik ilginç bir ikilem olarak öylece duruyor.  Misafirperverlikleri üst düzeyde.  Gözlemlediğim kadarı ile obezite, Asya’nın bu güzel ülkesinin insanlarını rahatsız edememiş.  Bu nedenle olsa gerek, bizdeki gibi Amerika’dan devşirilmiş kampanyalar yok ortada!

Onaltıncısı yapılan bir bienal için buraya jüri üyesi olarak davet edildim.

İyi bir deneyim arşivleri var!  Jüri üyeleri Hindistan’dan Ranabir Singh Kaleka, Çin’den Gao Peng, Bangladesh’ten Hashem Khan ile Rabiul Hossain ve ben üç günlük titiz bir çalışma ile değerlendirmemizi tamamlayıp ödül seçimimizi yaptık.  Üç büyük, altı adet de onur ödülü için; resim, heykel, enstalasyon, seramik ve yeni medya çalışmaları arasından seçim yaptık.

Değerlendirme süresi boyunca kısaca, çok şey öğrendim.  Ödüller hakkında bu hafta bir şey yazamayacağım!

Bangladesh’te tanınmış bir aktör olan Kültür Bakanı Asaduzzaman Noor, çalışmamızın daha ilk saatlerinde bizimle tanışmak için ekibiyle birlikte Bangladesh Shillpakala Akademi’ye geldi! Bienal koordinatörü arkadaşım Jafar Ikbal ve karınca gibi çalışan ekibinin motivasyonu görülmeye değerdi. Detayları yazmayacağım ama mükemmel bir organizasyon.

Bu arada; Türkiye Cumhuriyeti Dhaka Büyükelçisi Sayın Hüseyin Müftüoğlu’nun ilgisinden oldukça memnun olduğumu belirtmek isterim. Elbette Bangladesh’in Ankara Büyükelçisi Sayın Md. Zulfiqur Rahman’a ve Yakın Doğu Üniversitesi’ne de destekleri için teşekkür ederim.

Eğitim alın, açılın, sanata yakın kalın…

Friday, November 28, 2014

Asya Sanat Bienali-jüri-2











16.Asya Sanat Bienali Jürisi olarak Bangladesh’ten Rabiul Hossain, ben, Bangladesh’ten Hashem Khan, Hindistan’dan Ranabir Singh Kaleka, Çin’den Gao Peng ile ödüllere karar verdik!

Wednesday, November 26, 2014

Asya Sanat Bienali-jüri-1

Bangladesh Kültür Bakanı Asaduzzaman Noor;16.Asya Sanat Bienali Jüri üyeleri ile tanışmaya geldi!
Jüri üyeleri Bangladesh’ten Hashem Khan - ben - Bakan Asaduzzaman Noor - Hindistan’dan Ranabir Singh Kaleka -  Bangladesh’ten Rabiul Hossain - Çin’den Gao Peng


Sunday, November 23, 2014

Müjde müze ve çalıştay

Uğurcan Akyüz
Kıbrıs Postası, YAKINDAN SANAT köşe yazısı no:55
23 Kasım 2014, Pazar, Lefkoşa



İnsanı olayın içinde tanımak gerekir, derler! Çok güzel insanlarla tanışıp, çok güzel öğreniler elde edip, bir etkinliği daha başarıyla tamamladık. Bu nedenle; çalıştayımıza varlıkları ve eserleri ile renk katan öncelikle sanatçılarımıza teşekkür ederim. Onlar katılmasaydı bu çalıştayın başarısı bu kadar büyük olmazdı. (Katılımcı isim alfabetik sıralamasına göre:) Güney Kıbrıs’tan Adi Atassi, Çankırı Karatekin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden Dekan Prof.Dr. Alaybey Karoğlu, Kosova Shkolla e Mesme e Artit Pamor’dan Prof.Dr. Avni Behluli, Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden Prof.Dr. Basri Erdem, Gazi Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi’nden Doç.Dr. Birsen Çeken, Yrd.Doç.Dr. Erol Yıldır, Kosova’dan Prof.Dr. Ethem Baymak, Feridun Işıman, Gönen Atakol, Doç.Dr. Gültekin Akengin, Hikmet Uluçam, İnci Kansu, Filipinler’den Jonal Buenafe, Ürdün’den Khaldoon Daoud, Arnavutluk’tan Mirjana Shqiptare, Bosna-Hersek’ten Mirsada Baljic, Kırgızistan’dan Momunbek Akmatkulov, Arnavutluk Tiran Güzel Sanatlar Akademisi’nden Prof.Dr. Mustafa Arapi, Mustafa Hastürk, Nihat Kürkçüoğlu, Nurhayat Erdem, SanARTworK’dan Sinan Yasdıman, Makedonya’dan Zharko Jakimovski, Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden Doç.Dr. Zuhal Arda…

Yakın Doğu Üniversitesi, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi’nde, 11-19 Kasım 2014 tarihleri arasında düzenlediğimiz Uluslararası Resim Çalıştayı’nda paletimizin renkleriydiler!  YDÜ Hastanesi sergi salonunda açtığımız ve halen izlenebilecek olan serginin de kahramanları!

Çalıştayın başka kahramanları da vardı kuşkusuz, bunlar: YDÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Doç.Dr. İrfan Günsel ile görüşmemizden sonra –diğer etkinliklerimizde olduğu gibi- ilk kapısını çaldığım kişi Dorana Turizm İşletmeleri Müdürü Ahmet Savaşan; katılımcı isimleri üzerinde ve organizasyonda birlikte çalıştığımız Sinan Yasdıman, Hasan Zeybek ve Mustafa Hastürk.  Fakültemizden görevli akademisyenler: Evrim Ergün, Mine Okur, Elif Atamaz, Raif Dimililer, Vedia Okutan Gaydeler, Rahme Manastırlı, Raif Kızıl.  Gönüllü olarak çalışan öğrencilerimiz: Aybatur Yüzyıl, Emrah Türkyılmaz, Önder Türkkal, Salih Akpolat, Tamer Ekendal, Umutcan İltaş; zaman, mekan ve olanaklar ölçüsünde çalışan bir düzeneğin parçalarıydılar!

Çalıştay Düzenleme Kurulu adına sergi açılışında yaptığım konuşmada; “katılımcı sayısı ve üretilen işler açısından KKTC’de şimdiye kadar resim alanında benzeri yapılmamış bir etkinlik ile ve yine sizlerin karşısında olmaktan gurur duyuyorum.  Tüm katılımcı sanatçılara; genç veya deneyimli hepsine, okuyabilen için birer yaşayan kitap özellikleri ile çok değerli zaman, birikim ve emeklerini bizimle paylaştıkları için teşekkür ederim.  Diğer etkinliklerimizde olduğu gibi; bize her türlü desteği sağlayan Üniversitemiz Mütevelli Heyeti Başkanı Sayın Doç.Dr. İrfan Günsel’e, Rektör Yardımcımız Sayın Prof.Dr. Şenol Bektaş’a; ulaşımdan, matbaaya, yemekhaneden otele kadar, hizmet ve emeği geçen üniversitemiz personeline teşekkür ederim.

Üniversitelerin büyüklüğünün sadece bilim ile değil; sahip olduğu müze, galeri, konser salonu, sahne, spor salonu ve sanat eserleri ile de ölçüldüğü bir dünyada; oluşturduğumuz ve oluşturmaya devam ettiğimiz değerlere sahip çıkılmasının motivasyonumuzu etkilediği gerçeği ile; okyanusu geçip derede boğulmadan, böylesi önemli ve güçlü bir uluslararası organizasyon gerçekleştirmek, takdir edersiniz ki kolay değildir.  Bunu yerine getirmenin kıvancını yaşıyoruz. Bu arada sergimizi daha yerleştirme aşamasında ziyaret edip resimler ve sanatçıları hakkında teker teker bilgi alan;  Kurucu Rektörümüz Sayın Dr. Suat İ. Günsel’e huzurlarınızda ve bir kere daha içtenlikle teşekkür etmek isterim çünkü; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk Çağdaş Sanatlar Müzesini kurma sözünü aldım Suat hocadan!  Ayrıca; müzemize işi alınan sanatçıların %10 indirim hakkı ile hastanemiz hizmetlerinden yararlanabilmeleri sözünü de aldım” deyip sözlerime devam etmiştim.

Müze için aldığım söz, beni ayrıca heyecanlandırdı!  Bu bir söz değil, müjde aslında!  KKTC’de plastik sanatlar ile biraz ilgisi olanların bile, ihtiyaç olarak gördükleri ve gösterdikleri bir Çağdaş Sanatlar Müzesinin sözünü almak; değil yalnızca Üniversitemiz için KKTC için bile heyecan verici!  Bu müze sözünü, çalıştayın başarısına borçlu olduğumuzu söyleyebilirim.  YDÜ, kurulacak bir müze ile, kurumsal kimlik ve marka değerine oldukça önemli katkılar sağlayacaktır.  Yakın coğrafyadaki eşdeğer veya benzer Üniversiteler arasında farklılaşacak, öne çıkacaktır.

Tüm katılımcıları kutlayarak ve kucaklayarak ancak; özellikle uzaklardan gelenler için bir şeyler yazmak isterim. Khaldoon Daoud’un resimleri yanı sıra; konuşmalarımız ve ilginç fikirleri ile “küçük bir pencereden dünyaya bakış” ve “kitap” projesi artık biçimleniyor bile! Yeni bir ekip çalışması, yeni sergi-ler ve yeni ufuklar…

Zharko Jakimovski; çalışma disiplini, atölyesini ve zamanı kullanmada titizliği, beslenme alışkanlığı ve “kübizmin yaşayan efsanesi” unvanını hak etmiş bir usta...  Elbette çalışmaların hepsi birbirinden güzeldi ama Zharko’nun yaptığı Kıbrıs konulu çalışmasının müzede özel bir yeri olacağına eminim.
Ethem Baymak “Rumeli’nde yorgun bir gramofon”.  Avni Behluli çini mürekkebi ile tuval üzerinde ustaca çizdiği özellikle boğa desenleri… Alçak gönüllü bir eğitimci. Görevli öğrencilere kağıt üzerine yaptığı desenleri hediye etmekten keyif alan bir paylaşımcı.

Üniversite sıralarından arkadaşım Erol Yıldır’ın üç ayrı tual üzerine çalıştığı atları… Jonal Buenafe’in Büyük Han ve Girne limanı; Adi Atassi’nin renkli şifreleri, Mirjana Shqiptare’nin hayvan figürleri…  Momunbek Akmatkulov’un at, kartal ve okları…  Mustafa Arapi’nin tarihi yapı resimleri…

Çalıştayda ortaya çıkarılıp sergilenen elliye yakın eser müzeye aktarılmak üzere YDÜ’nün envanterine girecektir.

Bu sergi izlenmeye değer…

Yarın sabah; Bangladesh’in başkenti Dhaka’da; Asya, Avrupa, Afrika ve Pasifik Bölgesi’nden elliye yakın ülkenin katılımı ile bu yıl onaltıncısı gerçekleştirilecek olan Asya Bienali’ne jüri üyesi olarak görev yapmaya gidiyorum.  Oradan da yazmaya çalışacağım ama, iki hafta sonra görüşmek üzere…

Eğitim alın, resim yapın, sanata yakın ve hoşça kalın…


Tuesday, November 18, 2014

YDÜ-GSTF Uluslararası Resim Çalıştayı

11-19 Kasım 2014 tarihleri arasında Yakın Doğu Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesinin düzenlediği Uluslararası Resim Çalıştayı sergi açılışı ve sertifika dağıtım töreni bugün yapıldı.

Törende; YDÜ Kurucu Rektörü Dr. Suat İ. Günsel'in YDÜ'de bir ÇAĞDAŞ SANATLAR MÜZESİ kurulacağının müjdesini, YDÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Doç.Dr. İrfan S. Günsel'in izniyle sanatseverlere duyurma onurunu da yaşadım.

Emeği geçen herkese teşekkür ederim.  Haftasonu görüşmek üzere!


Sunday, November 16, 2014

Teşekkür, eleştiri, çalıştay

Uğurcan Akyüz
Kıbrıs Postası, YAKINDAN SANAT köşe yazısı no:54
17 Kasım 2014, Pazar, Lefkoşa



Yakın Doğu Üniversitesi, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi’nin düzenlemekte olduğu “Uluslararası Resim Çalıştayı” şu sanatçılarla sürüyor:  Adi Atassi, Alaybey Karoğlu, Avni Behluli, Basri Erdem, Birsen Çeken, Erol Yıldır, Ethem Baymak, Feridun Işıman, Gönen Atakol, Gültekin Akengin, Hikmet Uluçam, İnci Kansu, Jonal Buenafe, Khaldoon Daoud, Mirjana Shqiptare, Mirsada Baljic, Momunbek Akmatkulov, Mustafa Arapi, Mustafa Hastürk, Nihat Kürkçüoğlu, Nurhayat Erdem, Sinan Yasdıman, Zharko Jakimovski, Zuhal Arda.

Bu nedenle de bugünkü yazımın ana konusu, yine ve yeniden çalıştay!

Çalıştaya katılan ustalarla sohbetlerimizde, çalıştayların son yıllarda gittikçe ve yeniden kendine geniş hareket alanı bulmakla beraber, öyle çok da yeni organizasyonlar olmadığı konusunda hemfikir olduğumuzu gördüm.  Şöyle bir geriye doğru bakınca; “sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir” diyen Atatürk’ün talimatıyla, Cumhuriyetin kuruluşunun ilk yıllarında sanat aracılığıyla, Anadolu’nun aydınlanması için devlet tarafından yürütülen çabaları hatırlamakta da yarar vardır.  O yılların sosyal ve ekonomik sorunlarına karşın, sanatın her alanından  “isim yapmış” kişiler tüm masrafları devlet tarafından karşılanmak suretiyle değişik illere sanatlarını icra etmek üzere gönderilirler.  Örneğin; hem gittikleri yerlerin resimlerini yaparlar, hem de heveslilerine “okulun” yolunu gösterirler.  İşte bu öncülerin yaptıkları resimler, devletin himayesinde müzelere alınır ve sergilenir.

Parantez içinde sormanın bir sıkıntı oluşturmayacağına inanarak;  bugünlerde artık hukuki bir boyut kazanmış olması nedeniyle basını meşgul eden, Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi’nden “kaybolan” resimler arasında o dönemden eserler var mı acaba?

Ethem Baymak, Sovyetler döneminde gerçekleştirilen sanat kolonilerinin amaçlarından birinin; sanat üreticilerinin-ustalarının devlet destekli olarak, farklı bölgelerde bir araya gelip, o bölgede meraklı ve yetenekli çocuklara sanatı sevdirmek olduğunu söyledi.  Başka bir amacın da, ortaya çıkan çalışmalardan oluşan kent müzelerinin kurulması olduğuydu hocanın söylediği.  Sanata ve kültüre yön vermek, toplumsal bellek oluşturmak ve kentin marka değerine katkı koymak elbette ki bu tür organizasyonların diğer amaçları olarak sıralanıyordu, Ethem Baymak’in Kosova’dan taşıyıp bizimle paylaştığı deneyimleri arasında.

Elbette ki tüm katılımcıların, genç veya deneyimli hepsinin, okuyabilen için birer yaşayan kitap özelliği taşıdığına inanıyorum.  Çalıştay içinde; Öğt.Gör. Nurhayat Erdem’in “baskı resim” etkinliğinde; öğrencilerimiz ve isteyenler “baskı” yapma şansını buldular.  Prof.Dr. Alaybey Karoğlu’nun moderatörlüğünde katılımcılarla gerçekleştirilen “Güncel Sanat” söyleşisi ve deneyimsel paylaşımlar ile de, orada olan herkes, o yaşayan kitaplardan bir şeyler öğrendiler.

Fakültemizin kuruluşundan beri neredeyse tüm etkinliklerimize katılıp bize destek veren YDÜ Rektör Yardımcımız Sayın Prof.Dr. Şenol Bektaş’ın ustalarla, katılımcılarla yaptığı sohbetlerinden; gerçekleştirmekte olduğumuz bu ilk resim çalıştayının başarısını tahmin etmek zor değil!  Okyanusu geçip derede boğulmadan böylesi önemli ve güçlü uluslararası bir organizasyon gerçekleştirmek de, kolay değil.   Çünkü ve araştırdığım kadarı ile KKTC’de bu boyutlu bir “resim çalıştayı” daha önce gerçekleştirilmemiş.   Çalıştayda ortaya çıkan eserler; 18 Kasım Salı günü, saat 11:00’de, YDÜ Hastanesi Sergi Salonunda açılacak sergi ile sanatseverlerin izlenimine sunulacak.

Şunu da belirteyim ki; bu çalıştay ile, Yakın Doğu Üniversitesi’nin himayesinde bir ilk’e daha imza atarak, adadaki kültür sanata katkı koymak misyonumuzu yerine getirmekte olmanın kıvancını yaşıyoruz.

Üniversitelerin büyüklüğünün sadece bilim ile değil; sahip olduğu müze, galeri, salon ve sanat eserleri ile de ölçüldüğü bir dünyada; oluşturduğumuz ve oluşturmaya devam ettiğimiz değerlere sahip çıkılmasının motivasyonumuzu etkilediğini bir kere daha belirtmek isterim.  Üniversitemizin marka değerine; kişisel ve kurumsal olarak, alanımız açısından her geçen yıl yeni açılımlarla artı katmak, bizleri ayrıca mutlu etmektedir.  Etkinliklerimizi ve çalışmalarımızı gerçekleştirme içerikli veya bu çalıştay kapsamındaki teşekkürlerimi haftaya paylaşacağım.

Bir eleştiri: Benim de ikinci kere katılımcıları arasında bulunduğum; KKTC Başbakan Yardımcılığı, Ekonomi, Turizm, Kültür ve Spor Bakanlığı, Kültür Dairesi Müdürlüğü’nün düzenlediği Cumhuriyet Sergisi’ne ilişkindir eleştirim! Afişten anladığım kadarı ile sergilenenler arasında üç fotoğraf, iki illüstrasyon, bir enstalasyon, bir baskı resim ve toplamda sanırım otuzdan fazla çalışma olacak.  Sergi, geçen yıl “Cumhuriyet Resim Sergisi” olarak adlandırılmıştı. İsmin sınırlayıcılığından kaynaklı düşüncelerimi özellikle sergi açılışı sırasında yetkililere iletmiştim. Bu yıl “Cumhuriyet Sergisi” olarak isminin değiştirilmesi çok da iyi olmuş. Böylece; kapsam genişlediği için, plastik sanatların, ya da estetik kaygılı üretim yapılan resim dışındaki klasik alanların da sergilenme şansı olabilirdi.  Olabilirdi dedim çünkü; geçen yıl ismin kapsamı nedeniyle heykel çalışmaları yoktu, sanırım heykel bu yıl da yok.

Ayrıca, günümüz olanak ve koşullarında yaygınlaşan yenimedya gibi çoklu yöntemlerin birlikte kullanıldığı çalışmaların da sergiye dahil edilmesi isim değişikliği ile mümkündü.  Bu, gençlerin teşvik edilmesi açısından da önemliydi.  Serginin ismi bu yıl değişmekle beraber, katılımcı isimler ve afişteki görüntülerin nerede ise “tekrarı”, geçen yıla göre durumun pek değişmediğini göstermektedir.   Bu tekrar; sergiye katılmayanların neden katılmadıklarının da değerlendirilmesi açısından pek çok soruyu cevaplıyor gibi!

Yine de; serginin bir organizasyon olarak sürekliliğini sağlayan ve emeği geçenlere şükranlarımı sunarım.  Ümit ederim önümüzdeki yıllarda farklı katılımcılar ve daha çağdaş işler görme şansımız olacaktır.

Bir kişisel teşekkür: Borcumu bu sayfadan paylaşmak isterim:  Bangladesh’in başkenti Dhaka’da; Asya, Avrupa, Afrika ve Pasifik Bölgesi’nden elliye yakın ülkenin katılımı ile bu yıl onaltıncısı gerçekleştirilecek olan Asya Bienali’ne jüri üyesi olarak seçilmem nedeniyle değişik yollarla tebriklerini ileten; hocalarımdan öğrencilerime, ailemden arkadaşlarıma, idarecilerimden idare ettiklerime, kendi veya kalbi yakın herkese çok teşekkür ederim.

Eğitim alın, yenilenin, sanata yakın kalın…