Showing posts with label Gürbüz Doğan Ekşioğlu. Show all posts
Showing posts with label Gürbüz Doğan Ekşioğlu. Show all posts

Sunday, February 1, 2015

Çizenel, sanatsal provokasyon

Kıbrıs Postası, YAKINDAN SANAT köşe yazısı no:65



Emin Çizenel kimdir sorusuna bir internet sitesinde şöyle bir yanıt buldum: “Resim sanatçısı Emin Çizenel, 1949 yılında Limasol’a bağlı Malya köyünde doğdu. İstanbul’da Güzel Sanatlar eğitimi aldı. 1979 yılından beri Kıbrıs’ın iki yanında ve yurt dışında 30’un üzerinde kişisel sergi açtı. Birçok ortak sergiye katıldı. Birçok “Kültür ve Sanat Ödülü” sahibidir. Kıbrıslı Türkler’in en ünlü resim sanatçılarından biridir. Halen çalışmalarını Kıbrıs’ta Lapta köyündeki atölyesinde sürdürmektedir.”

Bu haftaki yazıya ben de bu “atölyeden” başlayarak gireyim.  Çizenel’in atölyesini ilk ziyaret edişimizi yazayım:

Yakın Doğu Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesinin kuruluşundan sonra sürdürdüğümüz etkinlikler içinde kuşkusuz sanatçı/ustalarla paneller düzenlemek de önemli bir tanışma tartışma ortamı sunuyordu öncelikle öğrencilerimize ve sonra da sanat severlere. İşte bunlardan 13 Mart 2008’de  gerçekleştirdiğimiz Plastik Sanatlar ile ilgili bir panelde; Yeditepe Üniversitesinden Prof. Zahit Büyükişleyen, Prof. Fevzi Karakoç, Yrd.Doç. Gürbüz Doğan Ekşioğlu ve Marmara Üniversitesinden Prof. Nilay Büyükişleyen vardı…  Aynı gün panel sonrasında Zahit Büyükişleyen hocanın arzusu üzerine Emin Çizenel’in atölyesini Erdal Aygenç ve Raif Dimililer’i de ekibe alarak ziyaret ettik. Bir sanatçı için önemi ve mahremiyeti “özel” olan “atölye nedir” sorusunu başka bir yazıda yanıtlama hakkımı saklı tutarak… Yine de zorunlu olarak yazmam gerektiğine inandığım iki cümleyle: Sanat yolculuğunda biriktirdiği pek çok özel nesnenin varlığı ile dolu ortamda; düşüncenin çizgiden resme görselleştirilme aşamalarının ekolandığı duvarlarla çevrili çok özel bir mekan Çizenel’in bu atölyesi. Ancak ben; o resimler, heykeller, dosyalar, boyalar, fırçalar, kitap ve dergiler yanında o mumları unutmadım!

Sonrasında Emin Çizenel ile pek çok görüşmemiz ve konuşmamız oldu, ancak; benim için farklılık taşıyan yönü ile 27 Kasım 2013 tarihi, notlarım arasında öne çıkmaktadır.  O tarihte Emin Çizenel “Yakından Sanat” TV programımın konuğu olmuştu. (Bu, okumakta olduğunuz “Yakından Sanat” köşesi/sayfası ile aynı günlerde ve aynı isimle kamuoyu önüne çıkmaya başlayan bana ait iki sanat paylaşım ortamımdır bunlar!)

İlk konuğum Anber Onar’dan sonraki ikinci programım olması nedeniyle ve özellikle bu konuk olma kısmını biraz açmam lazım. Çünkü; kamera, ışık, ses, koltuk, oturma şekli ve hele de zamanın kullanımı konusunda tam da acemiliğin ne olduğunun farkındalığı ile çektiğimiz bir program… İşin elbette “sohbet” için bilgi hazırlığı, soru sormadan konuğu ve konuyu açma kısmının da ne kadar emek, sabır ve sakinlik gerektirdiğini deneyimleyerek öğrendiğim, heyecanlı bir dönemdi o dönem…

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde güncel sanatı bilen, takip eden uygulayan kim var denilince akla gelen ilk isimlerden biri veya kanımca ilk isim diyebileceğimiz Emin Çizenel’in geçen hafta, Aksak Ritim (Syncopated Rhythms) isimli yeni bir sergisi açıldı Argo Galeri'de.

Sanat sever özelliğini yıllar içinde birkaç adım daha ileri götürüp artık yerli ve yabancı sanatçıların çalışmalarından oluşan önemli bir koleksiyonun sahibi, Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Şenol Bektaş ile birlikte Hikmet Uluçam, Mustafa Hastürk, Hasan Zeybek ve ben açılışa gittik.

Sanatçının ve o sergisinin daha iyi anlaşılabilmesi, okunabilmesi için dağıtılan manifestoların ben oldukça gerekli ve yararlı olduğuna inanıyorum.  Çünkü, ihtiyaç duyulduğunda görmek ve anlamak için ışık tutuyorlar.  Aksak Ritim (Syncopated Rhythms) manifestosunda özet olarak şunlar yazılıydı: gözün iris’inden, kulağın zarı’ndan; dalga kırılmalarının geçmesinden meydana gelen, körlük ve sağırlık anı… Düşünce zirvelerindeki iniş ve çıkışları taşır dalgalardaki melodi ve yansımalar …  Bu yansımalar doku gibi bir şeylerin üzerine sinmiştir ancak göz onu hiç bir zaman göremez. Eko yapar ama duyulmaz…  Hissedilir ama dokunulamaz… İşte bu paradoksun sesi, biçimi aksaklıktır, “aksak ritim”dir.

Sergi uzamında Emin Çizenel bir anlamda; entellektuel ve psikolojik deneyimleri ile ortada olan sorunlu durumları uzlaştırmaya çalışır.  Sergi “durum raporlarını” yeniden yapılandırır ve onları açıklar. Bu durum raporları; yeniden kurulan ve keşfedilen bellek, kırsaldan kente kayan mekan, yaşamın arzuyu denetlemedeki rolü, kabul edilen farklılıkların yıkılması sonucunda doğan sosyal ve psikolojik sonuçlar, dönüştürücü cinsiyet konseptleri, kaygan ve çelişkili kültürel normlar ve tabulara işaret etmektedir.  Bu norm ve tabuların üzerine oturttuğu sosyal ve kültürel bağlamadaki çelişkileri, ironik bir sunumla, hem resim hem de video kullanarak izleyici ile küçük notlar eşliğinde buluşturması, onun sıklıkla kullandığı provakatif bir yöntem olarak da değerlendirilebilir.

Sanatıyla provokasyon yapmayı seven Çizenel’in “Kendi Resmim Üstüne Birkaç Not” yazısını sizinle paylaşmamın doğrudan bilgilendirme açısından en azından bu yazı kapsamında daha yararlı olacağını düşündüm:  “Derin yazgıları olan bir coğrafyanın ortasında oturup, kendinizi bile “metaforlaştırdığınız” bir durum ve ahval var aslında.  İnsana dair ne varsa, sizin de içinde olduğunuz  ve  onlarla kurduğunuz yaşamın anlamı, altı çizilmiş cümlelerinizle size bir dil oluşturuyor.

Benim resmim, koloni dönemleri yaşamış bir kuşağın, savaşların, didişmelerin ve belirsizliklerin, ama hiç bitmeyen umutların omurgalaştırdığı bir vücuda oturuyor. Metaforik, imgelem gücü olabilen ana başlıklarla kurulu, ve  açılımlarını maddeleştiren bir espas.

Malzemenin, her zaman bir derin kimya olabileceğini düşünürken, ona verdiğim kabiliyeti, hareketli bir zeminde paylaşırken, tam da o macaranın  ortasında olmayı yeğliyorum. Dil, plastik bir çözümleme sürecinin, entelektüel alanlarında, “şimdiki dünyalı” olmanın hızında algılanmalıdır.

Kavramlar ve teori üretme yerine, kendi kendini kavramsallaştıran “işin”, kendi yaşam sürecini kurmaya çalışıyorum. Kurulanlar, kendi uçurumlarıma köprülerdir de. Ve her yeni uçuruma kurulacak yeni köprüler.

Bu sergide de malzeme, kışkırtan yüzeylere doğru dağılırken, “dürtülen” bir şeyler vardı. Tam da istediğim huzursuzluk.

“Provokasyon” ana başlığı ile oluşan bu proje, “Seçilmiş Ağaç”, “Phoenix Again” gibi başlangıç projelerinin yol açtığı bir süreci izlemektedir. Bu işler, mum isinin ortaya çıkardığı izlerle oluşmaktadır. Ve Emin Çizenel’in bu işlerine, mum isinin dolaştığı “aksak ritim”deki soyut yüzeylerde kodladığı manayla birlikte, anarşist bir aşkı yaşamın içinde tutan, bir diğer okuma ile başlanabilir.”

Mumlar sönmesin, resimler aksamasın, sanat devam etsin…
Eğitim alın, sanata yakın kalın…

Sunday, April 13, 2014

Mizah, sanat, felsefe

Uğurcan Akyüz
Kıbrıs Postası, YAKINDAN SANAT köşe yazısı no:22
13 Nisan 2014, Pazar, Lefkoşa


















































Mizah, sanat, felsefe

Prof.Dr. Uğurcan Akyüz*

Bu hafta “İstanbul’dan abim gelmiş” diye bir uyarlama ile Gürbüz Doğan Ekşioğlu ve sergisinden bahsedeceğim.  Onyedi ülkede çalışmaları yayınlanan bir sanatçıyı kısa bir özet ile sizlerle tanıştırdıktan sonra düşüncelerinden küçük bir kesit, çalışmalarından da birkaç örnek sunacağım.

Gürbüz Doğan Ekşioğlu; Karadenizin şirin ili Ordu’nun Mesudiye ilçesinde 1954 yılında doğdu.  Mesleki öğrenimini İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu'nda (günümüzde Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi) gördü.  Ekşioğlu, 1980’de girdiği üniversiteden 25 yıl sonra emekli olarak ayrıldı. 2006 yılından beri Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

Ekşioğlu, 23'ü uluslararası olmak üzere, toplam 71 ödül kazandı.  Atlantic Monthly, New York Times gibi gazete ve dergilerin yanı sıra, New Yorker dergisinin kapağında 7 kez, Forbes dergisinin kapağında ise bir kez çalışmaları yayımlandı.

1977 yılından beri karikatür çalışmaları yapan Ekşioğlu’nun,  farklı tarihlerde yaptığı, değişik içerik ve kapsamda 26 tanesi orijinal olmak üzere 56 çalışması bir seçki halinde Girne’de Art Rooms At The House’da 4 Mayıs’a kadar izlenebilir. (Serginin organizasyonu için Oya Yaşarcan Silbery’e teşekkürler.) Türkiye'de ve yurtdışında pek çok karma serginin yanı sıra, biri New York'ta olmak üzere 21 kişisel sergi açan Ekşioğlu’nun bu sergisi KKTC’deki ilk kişisel sergisi niteliğini de taşıyor.

Yakın Doğu Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesinde bir konferans veren ve Yakından Sanat TV programının konuğu da olan  Gürbüz Doğan Ekşioğlu; alçakgönüllü sanatçılığı ve yardımsever kişiliği ile çevresi ve öğrencileri tarafından örnek bir insan olarak değerlendiriliyor.

Bir gazetede 15 Mayıs 1998 tarihinde yayınlanan, kendisi ile Ankara’da açtığı bir sergi nedeniyle yaptığım görüşmede; yaptığınız işlerin illüstrasyon mu, resim mi, yoksa karikatür olarak mı değerlendirilmesini istersiniz sorusuna verdiği yanıt: “Bunlar daha çok karikatür olarak değerlendiriliyor,çünkü karikatür yarışmalarında ödül alıyorum. İllüstrasyon olarak değerlendiriliyor;çünkü gazetelerde dergilerde reklam amaçlı yayınlanıyor. Sergi açıyorum resim diye değerlendiriliyor. Aslında şöyle bir saptama yapabiliriz: Bir işin ne olduğuna karar vermek için onun nerede kullanıldığına bakmak gerekir. Günümüzde plastik sanatların tüm dalları arasında müthiş bir etkileşim var.” O görüşmeyi gazetenin sayfasından bağlantısını verip paylaşmak için epey aradım ama ulaşamadım. Başka bir soruyu daha yine cevabından dolayı size getirmek istedim.  Günümüzde kuşaklararasında, uğraşı alanlarının perspektifinden bakanlar sanat ve tasarımı birbirine karıştırıyorlar! “Üretimi ve sonrasında bir iş, sanatsal niteliğini koruyorsa sanat eseridir denilebilir. Günlük taleple birlikte tükenip gidiyorsa elbette sanat eseri değildir, ama grafik tasarım olabilir o.  Grafik sanat için yapılmaz sanatlardan etkilenir, ama sanat değildir. Grafik tüketime yönelik olduğu için anlayış değiştikçe gereksinimlerin de yenilenmesi gündeme gelir, amblemler yenileniyor, çağa göre bir anlatım gerekiyor.”  Grafiğin ya da görsel anlatımın en kestirme araçlarından biri olan yazının çalışmalarında yer almamasına ilişkin ise “mizah, felsefe önemli benim için. Ayrıca yazıya gerek kalmıyor, iş kendini anlatıyor” diye verdiği cevap aslında tüm çalışmalarından yansıyan yetenek ve zekanın özeti olarak da değerlendirilebilir. 

Zaman zaman çalışmalarının yanış ellerde farklı şekillerde kullanılmasına da rastlıyor Ekşioğlu.  Sosyal medyada ben de rastlamıştım, dokuz yaşında bir çocuk hikayesi ile birlikte servis edilmişti bir çalışması.  Denizin ortasında terazide duran iki kafes, birinde kuş kafesin dışarıda ve aslında özgür, diğerinde ise kapalı kafesin içinde.  Gürbüz hocaya gönderdim mesajı.  Gürbüz hoca bana çalışmanın orijinal hali, eskizi ve o çalışmaya temel olmuş “gerçek yaşam” öyküsü, yanı açıklaması ile hemen dönmüştü. Yukarıda sözünü ettiğim yetenek ve zekanın aslında çok çalışmak, iyi gözlem yapmak ve duyarlı olmakla bağlantısına bir kere daha ve iç burukluğuyla tanık olmuştum.

İnsana, emeğe ve sanata yakın olmanız dileğimle.

 

*Yakın Doğu Üniversitesi, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Öğretim Üyesi